“Enerji, daha güçlü atılımlar için birikimdir”...
Merhabalar sevgili okurlar. Soma Termik Santrali nin gündemde olduğu son dönemde zannediyorum enerjiden bahsetmek yerinde olacaktır. 1990 ların sonuyla 2020 arasında dünyada enerji tüketiminin nüfus artışı, süren kentleşme ve ekonomik ve endüstriyel büyüme nedeniyle yaklaşık % 60 artması beklenmektedir. En fazla alanda kullanılan enerji türü olan elektriğin tüketimi birçok tahmine göre daha da fazla artacak ve % 70 lik bir tırmanış kaydedecektir. Bu artışın en önemli kısmının gelişmekte olan ülkelerde (Türkiye gibi) gerçekleşmesi beklenmektedir. Bugün bu ülkelerde yaşayan yaklaşık 2 milyar kişi elektrik ve doğalgaz gibi modern enerji türlerinden yoksun yaşamaktadır. Ulusal ve uluslararası kuruluşların tahminlerine göre artan enerji ihtiyacının çoğunun fosil yakıtlarından karşılanması beklenmektedir. Ne var ki bu talebin karşılanması için kullanılacak olan geleneksel yakıtlar ve teknolojiler doğal çevreyi, halk sağlığını, refahını ve uluslararası istikrarı daha da fazla tehlikeye atacaktır (International Energy Agency - IEA). Yenilenebilir enerji teknolojileri artık dünyanın enerji talebini kat kat karşılayacak potansiyele sahip ve geniş ölçekte kullanıma hazırdır. Rüzgar ve güneş enerjisi dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynaklarıdır. Bazı tahminlere göre (hidro-enerji ve geleneksel bioması da içeren) “yeni yenilenebilir enerji kaynakları” şebekelere bağlı elektrik kapasitesinin 100.000 megawatını (MW) oluşturmakta; bütün dünyada yeni yenilenebilir enerji kaynakları, 300 milyon kişinin evlerinde kullandığı elektriğe denk enerji üretmektedir (Martinot, 2002). 1999 da International Energy Agency (Uluslararası Enerji Ajansı) “dünya, daha çok yenilenebilir kaynaklara dayalı olacak sürdürülebilir bir enerji sitemine doğru kaçınılmaz bir geçişin ilk aşamalarındadır” açıklamasını yapmıştı. Bu, Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya yı, yani büyük ölçüde fosil yakıtlarına bağımlı olan bir bölgeyi temsil eden bir kuruluş için oldukça cesur bir açıklamaydı. Ancak aynı zamanda da mantıklı bir açıklamaydı, çünkü geleneksel enerji kullanımıyla ilgili birçok sorun yaşanmakta ve son yıllarda yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımlarda önemli bir artış görülmekteydi. Dünya şimdi 10 yıl öncesine göre 10 kat daha fazla rüzgar enerjisi kullanmakta; güneş enerjisi kullanımı ise aynı sürede 7 kat artmış durumdadır. Yenilenebilir enerjilere verilen siyasi destek de gün geçtikçe artmaktadır. Çeşitli ülkeler son zamanlarda yenilenebilir enerji lehine kapsamlı yasalar çıkarmakta ve böylece piyasalarını bu enerji kaynaklarına açmaktadır (IEA, 1999). Son 10 yıl içinde yenilenebilir teknolojilerin hızla büyümesi, yenilenebilir enerji konusunda iddialı ve bilinçli devlet politikaları oluşturan bir avuç ülke sayesinde mümkün olmuştur. Bu başarılı politikalar, rüzgar ve güneş fotovoltaik (PV) enerjisi gibi yenilenebilir enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve dağıtımında bir lokomotif görevi üstlenmiştir. Son 20 yılda bu amaçla oluşturulan başarılı ve başarısız politikaları inceleyecek olursak, önümüzdeki 10 yıl içinde yenilenebilir enerji alanında önemli bir sıçrama için nelerin gerekli olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Bugün önümüzde daha sürdürülebilir bir dünyaya açılan bir pencere vardır. Artan enerji talebinin bugünkü ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarından ve doğal çevreden ödün vermeden karşılanabileceği bir dünyadır bu aslında. Her ne kadar tek başlarına enerjisini yenilenebilir kaynaklardan alacak bir dünyaya geçişi sağlamaları mümkün olmasa da; gerek ülkelerde, gerek il ya da ilçelerde (Soma gibi) yerel topluluklarla birlikte çalışan sivil toplum kuruluşları, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi küçük çapta değişimler gerçekleştirebilir. Ve bu değişimler, gelecekteki büyük değişimlerin habercisidir; asla küçümsenmemelidir. Hoşçakalın…
Bu yazı 490 kere okundu.
|