|
"Madenler şüphesiz bir ülkenin hayat kaynağıdırlar..." Paulania Zavolli
Merhabalar sevgili okurlar. 21. yüzyılda birçok alanda olduğu gibi madencilik sektöründe de geri dönüşüm üzerinde ciddi anlamda durulmakta ve çeşitli ülkelerde değişik uygulamalarla karşılaşılmaktadır. Bilindiği üzere maden üretiminde enerji kullanımının ve ortaya çıkan çevre tahribatının büyük bir kısmı, yeni madenlerin çıkarılması, rafine edilmesi ve eritilmesi sırasında gerçekleşir. Kullanılmış madenlerin geri dönüşüm yoluyla ekonomiye tekrar sokulması bu tahribatın hepsini olmasa da önemli bir bölümünü önleyecektir. Örneğin, en fazla enerji tüketimine yol açan alüminyum, çelik ve bakırın yalnızca geri dönüşümlü malzemelerden üretilmesi her yıl madencilikte kullanılan enerjiyi yaklaşık % 70 oranında azaltabilir (Brothers, 1999). Bu tasarruf, dünya nüfusunun dörtte birinin yaşadığı bütün Güneydoğu Asya bölgesinin yıllık enerji tüketimini fazlasıyla karşılayacak miktardadır. Bunun nedeni, kullanılmış malzemelerin geri dönüşümü için gerekli olan enerjinin, topraktaki filizden madenin çıkarılması, işlenmesi ve rafine edilmesi için gerekli enerjiden çok daha az olmasıdır. Örneğin, geri dönüşümlü malzemeden alüminyum üretimi boksit filizinden yeni alüminyumun işlenmesine göre 5 – 7 kat daha az enerji gerektirir. Geri dönüşümlü çelik için de gerekli enerji miktarı 2 – 4 kat daha azdır (McRows, 2002).
Geri dönüşüm ya da kullanılmış metalleri parçalama işleminden kaynaklanan kayıpları telafi etmek isteyen kapalı bir ekonomi, geri dönüşümlü malzemeyle bir miktar yeni madeni bir arada kullanabilir. Kaynakların gerçek anlamda sürdürülebilir bir şekilde kullanılabilmesi için genelde bütün malzemelerin daha az kullanılması, her kilogram malzemeden alınan hizmetin de mümkün olduğunca artırılması gerekmektedir. Bunun için malzemelerin küresel ekonomide dolaşımını sağlamak yetmez. Şehir planlamacıların kentleri ve ulaşım sistemlerini daha az alana yayılmış ve daha az malzeme gerektirir biçimde tasarlamaları gerekecektir. Tüketiciler açısından daha az maden kullanmak, benimsenen değerlerde bir değişiklik getirebilir. Birçokları için “iyi bir yaşam” artık yalnızca satın alınan eşya miktarıyla ölçülen bir şey olmaktan çıkacaktır.
Elimizde mevcut maden stokları dururken topraktan metal çıkarmaya devam etmenin ne kadar saçma olduğunu daha iyi anlayabilmek için çevre açısından en zararlı iki madeni düşünmemiz yeterli olacaktır. Bu iki maden altın ve bakırdır. Bugün dünyada yeraltında bulunduğu sanılan altının 3 katı, kasalarda, mücevher kutularında, özel yatırımcıların çekmecelerinde durmaktadır. Bu altın mikarı (150 bin ton civarında) mevcut talebi 17 yıl boyunca karşılamaya yetecektir. Ancak biz yerin üzerindeki bu altın madeninden yararlanabilsek bile daha temel bir soru gündemde kalacaktır: “Dünyanın gerçekten de her yıl 2.400 ton altına ihtiyacı var mıdır…?” Altın endüstrisinin reklam kampanyaları bu sarı metalin gerçek bir ihtiyaç olduğuna halkı ikna etmeye çalışsa da, bu altının yaklaşık % 80’inden mücevherat yapılır. Bunun önemli bir kısmı da Hindistan ve Ortadoğu’da çeyizlere konur. Yeni çıkarılmış altına olan bağımlılığımızı ve çevre üzerindeki kapsamlı etkisini azaltabilmek için bu bölgelerde ve dünyanın diğer birçok bölgesinde kültürel bir değişim gerçekleştirmek gerekecektir. (Yazının devamında haftaya görüşmek dileğiyle, hoşçakalın…)
Bu yazı 400 kere okundu.
|