|
"Kentler bir toplumun aynasıdır" McAwoy
Merhabalar sevgili okurlar. Bulunduğumuz zaman diliminde aşırı nüfus artışı, kırsal yoksulluk ve erozyon ile bir arada bulunan önemli olgulardan bir tanesi de “aşırı göç ve kentleşme”dir. Bu olgu kırdaki yoksulluk ve bozulmuş olan insan-doğal kaynak ilişkisinden ileri gelmektedir. Aşırı göçler ve kentleşme, kentte de çevre sorunu, doğa yıkımı ve erozyona neden olmaktadır.
Türkiye gibi kalkınma yolunda olan ekonomilerde kırdan kente göç ve kentlerin nüfuslarının artması ilke olarak normal bir süreçtir. Ancak buradaki sorun göçün ve kentleşmenin hızı ve yapısıdır. Bu bakımdan, kentlerimizin nüfusunun yılda ortalama % 4.5 oranında artması olağanüstü bir dönemden geçildiğini göstermektedir. Üstelik ülkemizdeki kentleşmenin yükü birkaç kente bindiği için, doğal kaynaklar üzerindeki baskı daha da ileri noktalara ulaşmaktadır.
Aşırı göç ve kentleşmenin, kentte doğa yıkımına ve erozyona neden olmasına en güzel örnek İstanbul daki Haliç örneğidir. Haliç asıl olarak kirlilikten değil, erozyondan dolayı ölmüştür. Bir zamanlar tertemiz akan iki derenin, Kağıthane ve Alibey Deresi nin havzaları yerleşim, sanayi ve rant uğruna talan edilmiştir. Haliç i kurtarmak üzere yapılacak yatırımların aslında havzalara yani nedenlere dönük olması gerekirken, bunlar yalnızca kıyılarındaki binaların yıkımına ve bu alanların yeşillendirilmesine yönlendirilerek büyük hata yapılmıştır. Bu sırada havzalar daha da ileri ölçüde yapılaşmış ve talan edilmiştir. Dolayısıyla sorun hafiflememiş, aksine daha da artmıştır. Halen Haliç in tabanı yılda yaklaşık 8 cm. kadar yükselmektedir ve bunu önleyecek hiçbir önlem alınmamaktadır, alınamamaktadır. Hoşçakalın…
Bu yazı 385 kere okundu.
|