|
“Gündüz ve gece bir arada olamaz…”
Merhabalar sevgili okurlar. Osmanlı coğrafyasında bulunup petrole sahip olan bölgelerin teker teker koparılmasının ardından, bu topraklar üzerine kurulan/kurdurulan ülkelerin uzunca bir süre emperyalist işgal altında kalmış olmaları; bir şekilde bağımsızlıklarına kavuştuklarında bile, hâlâ yarı sömürge yapısını muhafaza etmeleri ve kendilerine ait petrolleri, kendi menfaatlerine kullanamamış/kullanamıyor oluşları, ilgi çekici bir durumdur. Topraklarında petrol bulunan herhangi bir ülkenin, petrol sayesinde gelişmesini/kalkınmasını sağlayabileceği ve halkının bu zenginlikten kendisine düşenlerle, refah içerisinde yaşayabileceği şeklindeki bakış açısı, genellikle doğruları yansıtmamaktadır (Toroğlu, 2002). Toroğlu nun da dediği gibi, her nasıl oluyor ve ne şekilde gerçekleşiyorsa, zengin petrol yataklarına sahip olan ülkelerin hemen hepsinin başı derde giriyor ve hırs dolu bir iştiha ile üzerlerine gelen sömürücülere kendiliklerinden teslim olmuyorlarsa, başlarına olmadık işler geliyor… Belki bu sebeple, Türkiye ve petrol kelimeleri yan yana zikredildiği zaman insanın içini garip bir duygu kaplıyor… Ve insanın aklına şu soru geliyor: Acaba gerçekten bizde petrol yok mu?..
Bulunduğumuz coğrafyaya bakıp, “bu da iş mi kardeşim, İran da var, Irak ta sebil, ama bizde petrol olmadığı söyleniyor, olmaz böyle şey, bu işte bir tuhaflık var” diyoruz bazen. Sonra değişik kaynaklardan açıklanan “aslında bir petrol denizinin üzerinde bulunduğumuz” iddialarına muhatap oluyoruz. Konuyu araştırmaya başladığımızda, geleneksel yaklaşım gereği, işin doğrusunun ne olduğu hususunda, üzerinde ittifak edilmiş bir kanaat bile olmadığını görüyoruz, biraz da hayretle yine şu soruları soruyoruz: Petrolümüz var mı, yok mu?.. Var da, çıkarmıyor muyuz?.. Çıkarmıyorsak, başımıza dert olacağını düşündüğümüz için mi, yoksa teknik imkanlarımız mı yeterli değil? Şu, batılı şirketlerin açıp açıp da, sonra betonla kapattıkları kuyular iddiası, bir şehir efsanesi mi yoksa? Sorular sorular… Ve hemen hepsi de cevapsız…
Geçen dönemde hatırladığınız üzere, 1954 ten beri yürürlükte olan Petrol Kanunu nun yerine yeni bir Petrol Kanunu, TBMM de kabul edildi. Tabir caizse, bu kanun alelacele ve sanki yangından mal kaçırır gibi kabul edildi. Asıl ilginç olan ise bu kanun değişikliğinin neredeyse hiç ama hiç dikkat çekmemiş olmasıydı. 1954 te, zamanın hükümeti tarafından, ABD li Max Ball a hazırlatılan Petrol Yasası nın “ülkemiz menfaatlerinden çok yabancı şirketlerin menfaatine göre hazırlandığı” iddialarına karşılık, çıkartılan ve Cumhurbaşkanlığına imzaya gönderilen yasanın, öncekinden çok daha fazla yabancı menfaatlerine hizmet ettiği iddiaları, ne kadar doğru acaba?.. En azından bu hususun, yeterince ve ciddiyetle tartışılması gerekmiyor mu?.. (Devamı Haftaya). Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın…
Bu yazı 378 kere okundu.
|