|
“Şüphesiz Türkiye başta petrol olmak üzere, birçok yer altı kaynağının üzerinde yüzmektedir…” Carl Wilson
1954 yılında 6326 sayı ile kabul edilen petrol kanunun, Türkiye de petrolü çıkarmak için değil, “çıkarmamak” için yapılmış bir kanun olduğu ifade edilmektedir. Bu kanunun satır aralarına konan maddelerle, Türkiye nin kuzey doğusunda petrol araması yasaklanmış ve her petrol şirketine, 1 yılda sadece 10 delik açma izni verilmiştir. Dikkat edilirse milli şirket Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın da bu kısıtlama ve yasaklara dahil olduğu görülebilir. Yüce Atatürk’ün emrinin tam aksine, petrol kanunu ABD kökenli Elit Max Ball a yaptırılmış ve bu kanun TBMM de kabul edilmiştir. Türk’lere, kendi ülkelerinde petrol arama yasaklanmıştır. 1951 den itibaren de Rahşan Ecevit, bir yabancı petrol şirketinin hukuk bürosunda çalışmış ve tercümeler yapmıştır. O tarihten sonra da Bülent Ecevit in bahtının açıldığı, yıldızının parladığı ifade edilmektedir. Önce 1954 yılında, sonra da 1957 yılında 2 kez burslarla Amerika ya götürülmüştür. Daha sonra Çalışma Bakanlığı, CHP Başkanlığı, Başbakanlık gibi görevlerde bulunmuştur.
Birçok araştırmaya göre petrol kuzey doğu Anadolu da neredeyse yüzeyde akmaktadır. Bu bölge Hazar ve Kafkas petrollerinin uzantısı durumundadır. Türk milletinin kahrolmaması ve bu kanunu kabul edenleri affetmesi mümkün değildir. Hatta bu kişileri vatan haini olarak niteleyenler olmuştur. Türk ulusuna bu bölgede yıllarca petrol aramak kanunla yasak edilmiştir. Bu utanç verici uygulama, ne yazık ki 1980 yılına kadar sürmüştür. 1980 sonrasında Enerji Bakanı olan Serbülent Bingöl beye telkin edilmek suretiyle, bu yasaklar petrol kanunundan çıkarılmıştır.
27 Mayıs Devrimi idaresi, meşhur demokrat Anayasanın ve "Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir hukuk devletidir" sözünün mimarlarından, aynı zamanda Kanun Komisyonu Başkanlığı da dahil bir çok önemli görevleri üstlenmiş olan İhsan Güven bir heyet hazırlayıp Amerika ya göndermiştir. Heyetin görevi, derine yani 5-6 bin metreye inebilecek sondaj makineleri satın almaktır. Bütün uğraşlara rağmen ABD Elit i, bu makinaların satışına izin vermemiştir. Bu kez aynı heyet, aynı gaye için Sovyetlere gönderilmiştir. 10 makine için anlaşmaya varılmıştır. Makinelerden birisi gelmiştir. 27 Mayıs idaresinin görevden ayrılmasından sonra ise, diğer 9 makinenin gelmesi durdurulmuştur. Gerekçe ise çok komiktir: “Makinaların solcu olması…” Aklınız alabiliyor mu? Makineler solcuymuş. Şimdi TPAO nun elinde olan tek derin sondaj makinesi solcu yani (!!!). Tabii o da halâ iş görebilir durumda ise… Derine inecek sondaj makineniz yoksa, gayet tabii arama imkanınız da yoktur. Aklın yolu bir değil midir? Dr. Ümit Emre, bir arkadaşının TPAO ile görüştüğünü, ısrarla sondaj makinelerinin sayısı, kabiliyeti ve kapasiteleri ile ilgili sorular sorduğunu, derine inebilen kaç makinemizin olduğunu sorduğunu; ancak buna hiç cevap verilmediğini, söyledikleri tek şeyin "Siz neden bunlarla ilgileniyorsunuz?" olduğunu ifade etmektedir.
6326 sayılı petrol kanunu, 6327 sayılı kanunla kurulan TPAO nun daha başlangıçta elini kolunu bağlamıştır. Bütün bunlara rağmen, yurtsever jeologlar, jeofizikçiler ve idari kadrolardaki memurlar tarafından çok önemli işler başarılmıştır. Türkiye de şimdiye kadar yapılmış tüm jeolojik ve jeofizik araştırmalar TPAO kadrolarınca yapılmıştır. Bilindiği kadarıyla 22-24 yabancı şirketin Türkiye de petrol arama imtiyazı vardır. Bunlar sahaların imtiyazını almışlar, ama hiçbir jeolojik, jeofizik araştırma yapmamışlardır. Eğer yapmışlarsa da bu çok çok azdır. Yararlı her türlü çalışma için bu vatansever kadrolara teşekkür ve vefa borçluyuz. Fakat, Elit in dikte ettirdiği politikalar sonucu artık bugün TPAO yu bir mevta olarak kabul edebiliriz. Hoşçakalın…
Bu yazı 485 kere okundu.
|