|
“Bir gün her şey sudan ucuz olacak…”
Merhabalar. Bilindiği gibi su canlılığın hayat kaynağıdır. Bu hayat kaynağı yönünden ülkemiz maalesef yeterince zengin değildir. Geçmişte meydana gelen su krizleri de bunun en önemli göstergelerindendir. O yüzden, sanılanın ve söylenenin aksine unutulmamalıdır ki, Türkiye su zengini bir ülke değildir! Bunun yanı sıra sahip olunan kaynakların büyük kısmı içme suyu olmaktan uzaktır. İçme suyunda bulunabilecek muhtemel tehlikeleri gidermek ve sağlıklı, içilebilir su sağlamak için arıtma tesisleri vasıtasıyla, çıkış suyu ve bu suyun şebeke yoluyla musluklarımıza ulaşıncaya kadar geçirdiği her aşama kontrol edilmektedir. İçme suyu, çeşitli parametrelerin test edilmesi ve test sonuçlarının içme ve/veya kullanıma uygun olmasına göre şehir şebekesine verilmektedir.
İçilebilir suyun birtakım özellikleri vardır. Bunlar: Fiziksel özellikler (Renk, koku, sıcaklık vb.), Kimyasal özellikler (Sertlik derecesi, organik ve inorganik içerikler, pH ve zehirli bileşikler vb.) ve Biyolojik özellikler (Bakteriler, virüsler, parazitler vb.)’dir. İçme ve kullanma suyunun kalitesindeki bozulmalar çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bu yüzden içme suyunun belirli özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bunlardan başlıcaları: Hastalık yapıcı mikroorganizmalar içermemeli; kokusuz, renksiz, berrak ve içimi hoş olmalı; fenoller, yağlar gibi suya kötü koku ve tat veren maddeler bulunmamalı; yeterli derecede yumuşak olmalı; ne aşındırıcı olmalı, ne de taş yapmalı; hidrojen sülfür, demir ve mangan gibi elementleri ihtiva etmemeli; sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalı ve sular kullanma maksatlarına uygun olmalıdır.
Bazı sular, yüksek düzeylerde bulunması halinde sağlık için tehlikeli olabilecek pek çok kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik kirleticiler içerebilmektedir. Kurşun, arsenik, benzen gibi maddeler kimyasal kirleticilerdendir. Mikrobiyolojik kirlenmeyi ise bakteriler, virüsler ve parazitler oluşturmaktadır. Cam kırıkları, metal ve kağıt parçaları, toz, toprak gibi katı atıklar fiziksel kirlenmeyi oluştururlar. Gündelik hayatta kullandığımız aerosoller, yapay tatlandırıcılar, kozmetik ürünleri, her türlü boya, böcek ilaçları, ilaçlar, plastikler gibi maddeler tatlısu kaynaklarımıza karışarak sağlığımızı tehlikeye sokan sayısız insan yapımı kimyasallardan sadece bir kaçıdır.
Pek çok bulaşıcı hastalık, kirli su vasıtasıyla insanlara geçebilmektedir. Fakat suyun önemi ve sebep olabildiği hastalıklar ancak son 150 yılda algılanmaya başlanmıştır. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) gelişen ülkelerdeki hastalıkların % 80 inin su ile ilişkili olduğunu tahmin etmektedir. Günümüzde geri kalmış ülkelerde bebek ölümlerinin önemli bir nedeni bulaşıcı enfeksiyon hastalıklarıdır. Bu yüzden su hijyeni, halk sağlığı açısından çok büyük önem arz etmektedir. İçme suyu kaynaklarının hastalık yapıcı mikroorganizmalarla kirlenmesi halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Kolera mikrobu, Hepatit A virüsü ve mikroskobik parazitlerden tifo, dizanteri mikrobu gibi bakterilerin yanı sıra, çeşitli virüsler ve parazitler su kaynaklarına bulaşabilir ve pek çok salgın hastalığa neden olabilirler (Carson, 2001).
Çeşitli nedenlerden dolayı bağışıklık sistemleri zayıflamış olan kişilerin, içme sularındaki kirleticiler konusunda daha duyarlı olmaları gerekmektedir. Örneğin, bir mikroskobik parazit olan Cryptosporidium, enfekte olmuş hayvan ve insanların bağırsaklarında yaşamaktadır. Özellikle, göl ve akarsu gibi yüzey sularında bulunan bu parazit, sağlıklı yetişkinlerde de hastalığa yol açabilmektedir (Cooler, 2004). Ancak bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde çok daha ciddi hastalıklara, hatta ölümlere neden olabilmektedir. Haftaya kaldığımız yerden devam etmek dileğiyle, hoşçakalın…
Bu yazı 726 kere okundu.
|