?Son ağaç kesilip, son nehir kirletilip, son balık da tutulduktan sonra insanlar paranın yenmediğini anlayacaklar...? Kızılderili Atasözü.
Merhabalar sevgili okurlar. Bu yazımızdan itibaren yaşadığımız çevreyi tehdit eden belli başlı sorunları, bu sorunların nedenlerini, sonuçlarını ve alınabilecek önlemleri ele alacağız. İçinde yaşadığımız 21. yüzyıl su varlığımız açısından oldukça riskli bir dönem olduğu için, belli başlı çevre sorunlarını ele aldıktan sonra özellikle su varlığımız, su kirliliği, suyun etkin kullanımı ve buna paralel olarak Soma da yapılan ve planlanan su projeleri, sorunlar ve alınması gereken önlemler üzerinde durmaya çalışacağız. Çevre sorunlarının nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği üzerinde durmadan önce dünyamızı ve dolayısıyla ülkemizi tehdit eden bazı temel çevre sorunlarının üzerinde durmak gerekmektedir. Bu sayede hem bu sorunların niteliği, hem de bunlarla ilgili mevzuat ve bilincin gelişim tarihleri daha iyi izlenebilecektir. Çevre sorunları ilk kez 2. Dünya savaşı sonrası ortaya çıktığında, bunların sanayileşmenin bir sonucu olduğu ve sadece bulundukları bölgeleri ilgilendirdiği sanılıyordu. Bu yüzden bunlarla ilgili çözüm de bölgesel ve mahalli olarak düşünülüyordu. Çevre sorunlarının ortaya çıktığı bölge ya da bölgelerde yaşamayan insanlar bu sorunlara ilgi duymadıkları gibi, sorunların çözümü konusunda da hiçbir endişe hissetmiyorlardı. Ancak, çevre sorunlarının sebep olduğu bazı sonuçların evrenselliği anlaşıldıktan sonra global anlamda bir çevre bilinci uyanmaya başladı. İnsanlar ancak o zaman şunu anladılar: ?Tek bir dünyamız var! Hepimiz aynı gezegenin üzerindeyiz. Aynı gemideyiz! Bu geminin batması ile hepimiz batacağız!?. Daha önceleri su ve hava kirlenmesi olarak görülen ve daha çok sanayi bölgelerinde rastlanan çevre sorunlarının, toksik atıklardan ozon tabakasının incelmesine, tabiattaki biyolojik zenginliğin yok olmasından iklim değişikliklerine, deniz ve okyanusların kirlenmesine kadar uzandığı görüldü. Son 20 yılda yapılan araştırmalar çevre kirliliğinin insanı sadece maddi ve ruhsal açıdan tehdit etmediğini, medeniyet ve kültürel varlıkları da tehdit ettiğini ortaya çıkardı. Dahası bu sorunların sadece zengin ve gelişmiş ülkeleri değil, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeleri de aynı derecede etkilediği ve etkilemekte olduğu görüldü. Zira bu sorunların bazıları global iken, bazıları bölgesel ve diğerleri de mahalli sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Global çevre sorunlarına baktığımızda bunların başlıcaları iklim değişmesi, sera etkisi, ozon tabakasının incelmesi ve hızlı nüfus artışıdır. Dünyamız hassas bir denge üzerine kurulu olduğundan, global çevre sorunlarının sonuçlarından tüm canlılarla beraber maalesef insanlar da etkilenmektedir. Bu nedenle bu sorunların karakteristik özelliği, sadece meydana çıktıkları yerlerdeki insanları ve çevreyi değil, tüm insanlığı ve çevreyi tehdit etmesidir. Bölgesel çevre sorunları ise, daha çok ortaya çıktıkları bölgedeki ekosistemleri ve dolayısıyla insanları tehdit eden sorunlardır. Bunların başlıcaları ise ekosistemlerin tahribi ve biyolojik zenginliğin kaybolmasıdır. Mahalli çevre sorunları da, daha çok ortaya çıktıkları yerleri tehdit eden sorunlar olup, başlıcaları çöpler, sanayi atıkları, kimyasal atıklar ve zehirli atıklardır. Birkaç yıl öncesine kadar bir çok insanın çevre sorunlarını ciddiye almadığı dönemlerde, çevre sorunları konusunda insanları aydınlatmak oldukça zordu. Özellikle yerel yönetimleri ve yetkilileri uyarmak için bilimsel raporlara ihtiyaç duyulmaktaydı. Ancak, günümüzde hepimiz bir şeylerin ters gittiğini bizzat kendi beş duyumuzla tespit edebiliyoruz. Kirlenen hava, su ve deniz, yok olan ormanlar, değişen iklim, kavurucu sıcaklar ve sel felâketleri bunlardan sadece birkaçı. Devamı haftaya...
Bu yazı 1559 kere okundu.
|