?Toprak bizim annemiz ve atalarımızın külleridir. O, bizim için kutsaldır. Biz ondan bir parçayız, o da bizim bir parçamızdır?. Chef Seattle
Toprak kirliliği, insanoğlunun faaliyetleri sonucunda toprağın özümleme kapasitesinin üzerinde toprağa yüklenilmesi ve çeşitli atıklarla onun kirletilmesi olayıdır. Özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren yoğun (intansif/entansif/intensive) tarıma geçilmesi ve sanayileşmenin hızlanması ile birlikte toprak kirliliği de ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha önceki asırlarda kullanılan güç ve enerji kaynaklarının yetersiz olması, nüfusun azlığı, endüstrileşmenin henüz ortaya çıkmaması, diğer çevre faktörlerinde olduğu gibi toprakta da her hangi bir kirlenmeye yol açmamıştı (Özdemir, 2001). Özellikle 20. yüzyılın ortalarına doğru hızlı nüfus artışı ile tarımsal ve diğer alanlarla ilgili sanayilerin hızlı gelişmesi, teknolojinin inanılmaz derecede ilerlemesi ve çeşitlenmesine paralel olarak kirlilik de hızlanmıştır. Bugün toprak kirliliği insanın önünde duran, gün geçtikçe daha da karmaşık bir hal alan, önemli ve büyük çevre problemlerinden biridir. Gübreleme faaliyetleri toprağın kirlenmesinde etkili bir unsurdur. Şöyle ki, bilimsel esaslara uygun olmayan gübreleme ve bitkilerin ihtiyacından daha fazla verilen gübreler, geniş oranda toprak kirliliğine yol açmaktadır. Gübreler ve gübrelemenin toprakta meydana getirdiği kirlilik problemleri toprak yapısının (strüktür) bozulması, toprak reaksiyonunun değişmesi, toprakta mevcut olan elementlerin dengesinin bozulması ve toprakta makro ile mikro faunanın zarar görmesi şekillerinde ortaya çıkmakta ve toprağa büyük zararlar vermektedir (Kışlalıoğlu ve Berkes 2002). Ayrıca zirai mücadelede kullanılan pestisitler özellikle son 50 yılda hızla artmıştır. Bilimsel esaslara riayet edilmeden kullanılan bu maddeler önemli ölçüde toprak kirliliğine yol açmıştır ve açmaktadır. Bunun yanı sıra toprakların kirlenmesinde arıtılmamış atık suların doğrudan veya dolaylı olarak sulamada kullanılması da çok önemli bir etkendir. Nitekim bu sular, arıtılmamış evsel atık sular veya lağım suları ile arıtılmamış endüstriyel atık sular olarak toprağın kirlenmesinde önemli rol oynar (Atalay, 1998). Toprak kirleten bir diğer faktör ise çöplerdir. Çeşitli gıda atıkları, gıdaların hazırlanması sırasında meydana gelen atıklar, çeşitli organik ve mineral kökenli atıklar, kağıt atıklar, sentetik maddeler, cam kırıkları, tekstil kökenli atıklar, iş yeri ve mesken süprüntüleri gibi bir çok madde nüfus yoğunluğunun artması ve hayat standartlarının yükselmesi ile büyük oranda artmaktadır. Buna bağlı olarak bu maddelerle meydana gelen toprak kirliliği de o oranda artmaktadır (Özdemir, 2001). Öte yandan endüstrinin ham maddesini oluşturan madenlerin işletilmesi sırasında yapılan kazı ve hafriyatlar ile maden cevherinin ayıklanması ve konsantre edilmesi sırasında meydana gelen büyük miktardaki taş, toprak, çakıl ve madensel kalıntılar çeşitli toprak sahalara aktarılmakta ve bunun sonucunda da toprak kirliliği meydana gelmektedir. Özellikle ülkemiz gibi genç, çok dağlık ve engebeli arazilerde yol yapım faaliyetleri bir hayli önemli toprak kirletici unsur olarak ortaya çıkmaktadır (Derinöz, 2009). Nitekim çukurda kalan yerleri doldurmak üzere tarıma elverişli yüzey topraklarının iş makinaları ile kazılarak taşınması ve dağlık, engebeli kısımların yarılması ile elde edilen tarıma elverişli olmayan çeşitli materyallerin geniş toprak sahalara nakledilmesi toprak kirliliği meydana getirmektedir. Yol yapımı ve bu yapım içerisindeki inşaat işlemleri ile konut ve endüstri kollarında yapılan inşaat işlemleri de toprakların kirlenmesine sebep olan çeşitli maddeler üretmektedir (Steven, 1999). İnşaat hafriyatlarının temiz toprak sahalara taşınması; çimento ve kireç kalıntıları gibi atıklar önemli kirletici unsurlardır. Özellikle tuğla imalatı ülkenin her tarafında topraklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Bilindiği gibi tuğlanın ham maddesi topraktır. İmalatçılar bu toprağı tarıma en uygun olan, derin, birinci sınıf arazilerden temin etmektedir. Böylece bu arazilerin yerinde geriye aşırı derecede kirlenmiş ve tarıma kazandırılması imkansız olan toprak alanlar kalmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde askeri ve sivil nükleer enerji kaynak ve programları binlerce ton yakıt posası ve atık bırakmaktadır. Bunlar biyosferi binlerce yıl sürecek kirlenmelere itmektedir. Diğer çevre faktörlerinin yanında maalesef topraklar da bu kirlenmeden nasibini almaktadır. Topraklar radyoaktif maddeler için geniş kapsam ve kapasiteli bir alıcı görevi yapmaktadır (Mackenzie, 2000). Radyoaktif maddelerin tarımsal açıdan zararlı olan formu genellikle nükleer haldeki materyallerdir. Bu durum her zaman gerçekleşen bir olay değildir. Çünkü bir savaş halinde nükleer silahların kullanılması veya bir nükleer reaktörün kaza sonucu patlaması, yanması ya da sızıntı yapması sonucu radyoaktif maddeler toprağa intikal etmektedir. Bu gibi hadiselerin sonucunda iyi bir radyoaktif madde alıcısı olan topraklar geniş oranda kirlenmektedir. Bu kirlilik maalesef kalıcıdır (Hopkins, 2001). Bu tür kirlilik her türlü canlı ve özellikle de insanoğlu için oldukça tehlikeli hatta öldürücüdür. Bu şekildeki en son büyük kirlenme olayı 1986 yılında Çernobil kazası ile yaşanmıştır. Bütün bunlara ek olarak toprak kirliliğinin en önemli faktörü çoraklaşmadır. Zira çoraklaşma pek çok verimli araziyi adeta bir çöle çevirmekte ve böylece tarıma elverişli arazi miktarı azalmaktadır. Çoraklaşan sahalarda bitkilerin gelişmesi büyük zarar görmekte ve tuz konsantrasyonu yükseldiği için bitkiler ihtiyaçları olan suyu alamamaktadır. Çoraklaşma ile toprakta bitkilere öldürücü etki yapan bor birikimi ortaya çıkmaktadır (Özdemir, 2001). Aynı şekilde toprakta birikim yapan sodyum, toprağın yapısını bozmaktadır. Topraktaki makro ve mikroorganizmaların faaliyetlerini sınırlandırarak veya tamamiyle engelleyerek toprak verimlilik kapasitesini düşürmektedir. Diğer yandan çoraklaşma, bir yandan dolaylı veya doğrudan hava kirliliği meydana getirirken diğer yandan da su kirliliğine yol açmaktadır. Bilimsel esaslara riayet edilmeden gereğinden fazla ticari gübre kullanılması, bitkinin ihtiyacının çok üzerinde sulama suyu verilmesi, sulamada tuz muhtevası yüksek olan kalitesiz sulama suyu kullanılması, sulama ve drenaj kanallarının toprak kanallar olması sebebiyle suların derine sızması, düz ve düze yakın arazilerde taban suyunun yüksek olması, tabii arenanın bozuk olması, teknik drenaj sistemlerinin kurulmasının pahalı ve zor olması, iklimin kurak ve yarı kurak olması ve buharlaşmanın fazlalığı gibi faktörler çoraklaşmaya yol açmaktadır.
Bu yazı 640 kere okundu.
|