?Biz toprağa kıymet veririz. Çünkü o, atalarımızın ruhlarıyla doludur. Çocuklarınıza bunu öğretiniz! İnsanlar toprağa tükürürlerse, kendi kendilerinin yüzüne tükürmüş olurlar. Zira biz biliyoruz ki, toprak insana değil, insan toprağa aittir. Her şey, bir aileyi birbiriyle birleştiren kan gibi birbirine bağlıdır?. Chef Seattle
Günümüzde ülke topraklarının maruz kaldığı ana sorunları, tarımsal toprak tanımı içinde bulmak mümkündür. Bu tanıma göre toprak; yeryüzüne çıkmış çeşitli kayalar, mineraller ve organik ana materyallerin uzun zaman süresince, belli, iklim, bitki örtüsü ve topografya koşulları altında, fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçlerin etkisiyle parçalanması ve ayrışması sonucu oluşan, içerisinde geniş bir canlılar topluluğu barındıran, bitkilere durak yeri ve besin kaynağı olan, gözenekli ve dağılabilen bir maddedir. O halde toprak doğal bir varlıktır. Gözenekli ve dağılabilen bir sistemdir. Belli iklim ve bitki örtüsü altında ancak çok uzun sürede oluşabilir (ortalama 500 ? 1000 yıl). Bütün varlıklara durak yeri ve bitkilere besin kaynağıdır. Kısa sürede, kolayca kaybolabilen kısıtlı bir kaynaktır. Yerine ikame edilebilecek eşdeğeri bulunamayan, yaşam için mutlak gerekli bir maddedir. Bir ulus ve ülke için vazgeçilmez değerde bir varlıktır. Bu son derece gerekli ve değerli, ama bir o kadar da kısıtlı olan bu doğal maddenin başlıca iki temel sorunu vardır. Bunlar; toprakların verimliliğinin düşük, üretkenliğinin zayıf olması ve toprakların kaybedilmesi ya da daralması olarak ifade edilebilir. Tarım topraklarımızdaki ürün düşüklüğü ve üretkenlik zaafiyeti de son derece önemlidir. Bunun da pek çok nedeni vardır. Bunlardan en önemlileri toprağa uygun tarım tekniklerinin uygulanmaması, bitki ekim nöbeti, gübreleme, ilaçlama, bakım konularında hata ve eksikler bulunması, ahır gübrelemesinin ihmal edilmesi, yeşil gübreleme yapılmaması ve bütün bunlara bağlı olarak tarım topraklarımızın fiziksel gücünün yetersiz olmasıdır. Tarım topraklarımız erozyonla aşınıp taşınma, yetersiz drenaj ve çoraklaşma nedeniyle yararlanılamaz duruma gelme, tarımsal amaç dışında kullanılarak elden çıkma ve kirlenerek bozulma gibi sebeplerle maalesef kaybedilmektedir. Milli ekonomimizin temel dayanağı hala tarımdır. Ülkemizde önemli ölçüde tarıma dayalı bir sanayileşme süreci yaşanmaktadır. Şu halde her iki sektörün temel dayanağını da toprak oluşturmaktadır. Ancak bu vazgeçilmez işlevine rağmen toprağın korunmasına, özellikle de onu aşındırarak yok eden ?erozyona? gereken önem verilmemiştir. Kuşkusuz toprak başta tarımsal üretim olmak üzere, insanımıza hizmet için diğer amaçlarla da kullanılacaktır. Ancak bilinçsizce, sorumsuzca ve hatalı olarak kullanılması ve harcanması sonucunda, bugün işlevini yerine getiremeyecek duruma gelmiş ve azımsanamayacak ölçüde elden çıkmıştır. Topraklarımız bir yandan erozyonla aşınıp taşınmakta, çoraklaşma ve drenaj yetersizliği nedeniyle yararlanılamaz duruma gelmekte, bir yandan da tarımsal amaçlar dışında kullanımlarla işgal edilmekte ve kirletilmektedir. Günümüz teknolojik koşullarında tarım topraklarının arzı arttırılamayacağına ve yoğun (intansif) tarımda topraktan ürün alınmasında azalan verim kuralı (Azalan Verim Yasası) geçerli olduğuna göre, öncelikle üretken tarım topraklarının çok iyi korunması gerekmektedir. Çoraklaşan toprağı ıslah etmek, drenajını sağlamak, kirlenen toprağı temizlemek mümkün olmakla beraber bir kez erozyonla kaybedilmiş toprağı yerine geri getirmek, ya da çeşitli yerleşimler ve tesisler için elden çıkmış arazileri yeniden tarım alanına dönüştürmek, pratik olarak olanaksızdır. Kaldı ki, toprak canlı bir ortam olarak her şeyi ile birlikte ancak orijinal haliyle ve yerinde iken değerlidir. Bu nedenle toprağı oluştuğu yerde tutmak, suyu da toprağa eriştiği noktada yarayışlı duruma geçirmek büyük önem taşıyan asıl amaç olmalıdır.
Bu yazı 598 kere okundu.
|