?Hayatta her şey birbirine bağlıdır... Toprağın başına gelen, bir gün onun oğullarının da başına gelecektir?. Chef Seattle
Erozyon, toprağın dış kuvvetler tarafından (akarsu, rüzgar, buzul, dalgalar gibi) bir yerden aşındırılması, belli bir süre taşınması ve başka bir yerde biriktirilmesi olayıdır. İlk ciddi çevre sorununun ateş ya da balta kullanarak bitki örtüsü, genellikle de ormanların, avlak ya da tarım alanı kazanmak amacıyla tahrip edilmesi ile başlamış olabileceğini düşünebiliriz. Bitki örtüsünü ortadan kaldırarak toprak yüzeyini açan bu tahribatın toprak taşınmasına, yani erozyona neden olması kaçınılmazdır ve öyle de olmuştur. Erozyonun doğum tarihi çok eskidir ve neolitiğe yani ilk tarım uygulamalarının başladığı cilalı taş devrine kadar gitmektedir. Aradan geçen on binlerce yıla karşın, avlak yaratmak için değilse bile, tarım, yerleşim ya da sanayi alanı kazanabilmek için bitki örtüsü ve ormanların tahrip edilmesi bugün de dünyamızın pek çok farklı coğrafyasında hızla sürüp gitmekte ve sonuçta toprak erozyonunun hızlandırılmasına neden olmaktadır. Ülkemizin de topraklarını tehdit eden erozyon felaketi, içinde bulunduğumuz son yüzyılda artarak devam etmektedir. Özellikle erozyon sonucu ülkemizin çok verimli toprakları yok olmaktadır. Erozyon sonucu her yıl yaklaşık 500 milyon ton verimli toprağımız akarsularla ve rüzgarlarla denizlere veya başka ülke sınırlarına taşınmaktadır. Toprak kayması ve erozyonla yok olan 1 cm. toprağın yeniden oluşabilmesi için ortalama 500 - 1000 yıl gereklidir. Bu durum toprağımızın aslında ne kadar değerli olduğunun en güzel kanıtıdır. Bu rakamın büyüklüğünü kamuoyuna daha çarpıcı bir şekilde ifade edebilmek için bilim adamları, her yıl erozyonla yitirilen toprağın, Kıbrıs adası büyüklüğünde ve 20 cm. kalınlığında bir kitle oluşturduğunu vurgulamaktadır. Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur. Toprağın üst tabakası insanlarla birlikte diğer canlıların da beslenmesinde temel kaynaktır. ?Dünyanın üst derisi? olarak da anılan, ?toprağın üst tabakası?nın önemi sanıldığından büyüktür. Bitkiler ve hayvanlar birbirini toprağın üst tabakasına dayanarak besler. Bitkiler hayvanların yaşaması için gerekli oksijen ve su buharını sağlar. Ayrıca bitkiler, insanlarla birlikte tüm canlıların ihtiyacı olan güneş enerjisini toplar. İşte erozyon, toprağın suyu tutabilme yeteneğini azaltır, besleyiciliğini tüketir, köklerin tutunabileceği derinliği de kısaltır. Toprak verimi düşer. Erozyona uğramış üst toprak nehirlere, göllere, rezervuarlara taşınır; limanlara, su yollarına çamur yığar, su depolama kapasitesini azaltır, sel olaylarını sıklaştırır. Erozyonun, toprağın verimliliğini sağlayan, mikroorganizmalarını barındıran, besin maddesi sağlayan çok değerli hayati kısmını taşıdığını düşünürsek, önümüzdeki yıllarda ülkemizi ne kadar ciddi bir beslenme sorununun beklediğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Yok olan toprağın geri kazanımı ise şimdilik mümkün değildir. Küresel açıdan bakıldığında erozyon, ülkemizin olduğu kadar dünyamızın da en eski ve de en önemli sorunlarından biridir. Eskidir çünkü, hava kirliliği, su kirliliği, nükleer kirlenme, küresel iklim değişimi gibi diğer çevre sorunlarının geçmişi 30 - 40 yılı geçmezken, erozyonun geçmişi yukarıda belirtildiği gibi, on binlerce yıla uzanır. Önemlidir çünkü, havayı ya da suyu temizlemek, küresel ısınmayı engelleyebilmek, ozon incelmesini onarabilmek teknolojik olarak mümkün olsa da kaybedilen toprağın yerine koyulabilmesi neredeyse imkansızdır. Erozyon, kısa dönemde geri dönüşü olmayan bir olaydır. Önemlidir çünkü, toprak kaybı ile karşı karşıya geldiğimiz tehlike, su ve hava kirliliği sorununda olduğu kadar doğrudan ve kolay anlaşılabilir, algılanabilir bir tehlike değildir. Ekmeğini, yani yaşamını topraktan kazanan çiftçilerimiz de dahil, çoğumuz yaşamımız ve yaşam kalitemizin toprağa ne denli bağlı olduğunun ve hemen yakın çevremizden ne büyük miktarlarda toprak kaybettiğimizin farkında değiliz. Erozyon sorununun toplumun düşünüş ve davranış biçimlerinde köklü değişimlere neden olabilecek, onun değer yargılarıyla çelişmeyen bir düzey ve etkinlikte tanıtılıp, algılanmasını sağlamak gibi çetin bir görevi üstlenmek gerekmektedir. Tanımlanan ve belletilen sorunun çözümü için uygun bir politik, ekonomik, moral ve bilgiye dayalı bir ortamın yaratılabilmesi kilit öneme sahiptir. Erozyonla kitleler arasında kurulan slogan boyutundaki sığ ilişkinin yaşamsal, ekonomik ve moral bakımından köklü bir ilişkiye dönüştürülebilmesi, temel strateji olmak durumundadır. Daha açık bir söyleyişle, yapılması gereken, öncelikle, farlılıklarını ortaya koyarak toprak konusunda aktif merak uyandıracak, toprağı tanıtıp sevdirecek, toprak ile ekosistemin diğer bileşenleri arasındaki karşılıklı bağımlılıkları irdeleyerek tüm bunları bireyin yaşamı ve yaşam kalitesiyle ilişkilendirebilecek bir yöntemin geliştirilebilmesidir. Merak bilgiye gebedir ve bilgi, kesinlikle sevgi ve koruma düşüncesini doğuracaktır. Koruma düşüncesi çözüm yolunda atılacak ilk adımdır. Teknik ve bilimsel olma ya da ilgili kitaplarda kolaylıkla bulunabilecek ansiklopedik bilgiler aktarma iddiasından çok, kamuoyu ve özellikle genç kuşakların kolaylıkla anlayıp kavrayabilecekleri ilişkiler yardımıyla doğa ve özellikle toprak ve erozyona yönelik merak duygusu yaratabilmek son derece önemlidir. Merak duygusunun yaratılabilmesi işin odak noktasıdır ve gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
Bu yazı 724 kere okundu.
|