?Alem, nimetlerle dolu bir bağ olsa; fare ve yılan yine toprak yer?. Mevlana
Toprağın aşınması ve erozyonla taşınması, insanlık tarihinden çok daha eski bir olaydır. Dünyamızı çepe çevre saran ve yaşamın temel kaynağını oluşturan bu incecik kabuk yani toprak tabakası, çok uzun yıllarda oluşabilmesine karşın çok kısa sürede ve süratle kaybolmaktadır. Bu kolayca yok olabilen doğal varlıkların sadece bir parmak derinliğindeki kısmının oluşabilmesi için ise bilindiği üzere asırların geçmesi gerekmektedir. Son derece uzun zaman süreci içerisinde ve yine son derece karmaşık işlemler neticesinde oluşan tüm dünya topraklarının üst tabakasından her yıl 24 milyar tonunun erozyonla kaybedildiği ifade edilmektedir (Winster, 2005). Dünyadaki erozyon, daha çok karaların 1/3 ünden fazlasını kaplayan kurak alanlarda ortaya çıkmaktadır. Dünya genelinde tarımda kullanılan yaklaşık 5.2 milyar hektarlık bir genişliğe sahip kurak alan topraklarının %70 i, günümüze kadar süregelen hızlandırılmış erozyonla tahrip edilmiş ve özelliklerini önemli derecede yitirmiş durumdadır. İnsanların kontrolsüzce ve bilinçsizce uyguladıkları tarım teknikleri, gereğinden fazla ve yoğun hayvan otlatımı ve buna bağlı olarak toprağı erozyondan koruyan bitki örtüsünün ortadan kaldırılması, ormanların tahribi gibi daha birçok neden, ülkemizde olduğu gibi Dünya üzerinde de erozyonu ve bunun sonucunda ortaya çıkan çölleşmeyi artırmaktadır. Çölleşmeye etkili olan faktörler içerisinde erozyon dışındaki sorunlar da bu günün dünyasında ciddi alan kayıplarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin, yanlış arazi sulaması uygulamaları tarım yapılan arazileri tuzlu ve çorak hale dönüştürmekte ve bu yolla her yıl dünya üzerinde 500.000 hektar alan çölleşmektedir. Çin de Sarı Irmak ve Hindistan da Ganj nehirleri, dünyanın en çok toprak taşıyan akarsularıdır. Söz konusu bu nehirler içerisinde debisi (su taşıma gücü) en fazla olan Amazon Nehri olmasına karşılık, adı geçen bu nehir havzasının ormanlarla kaplı olması, bu en büyük nehrin çok daha az toprağı taşımasına neden olmaktadır (Coral, 2000). Aynı şekilde Ren ve Sen nehirlerinin havzalarının ormanlık ve verimli çayırlarla kaplı olması ve arazi kullanımının da düzenli olmasına bağlı olarak, yılda sadece 0.5 - 1.2 milyon ton gibi çok düşük miktarlarda toprak taşınması meydana gelmektedir. Dünyamızda her yıl, başta Asya Kıtası olmak üzere en az 20 milyar ton toprak akarsularla deniz ve göllere taşınmaktadır. Diğer benzeri çalışmalarda bu değerin 23.5 - 25.0 milyar tona kadar çıktığı ifade edilmektedir (Steven, 1998). Toprak taşınımının en fazla olduğu kıta, Asya Kıtası dır. Diğer kıtaların bazılarında da erozyon sonucu ortaya çıkmış olan çölleşmeyi görmek mümkündür. Nitekim Orta Asya da yer alan Gobi ve Taklamakan çölleri bunun en tipik örneklerini oluşturmaktadır. Bunu Kuzey Amerika daki Arizona ve Sonora, Güney Amerika-Şili deki Atacama çölleri, Afrika daki Büyük Sahra ve Kalahari çölleri izlemektedir. Bütün bunların dışında, Türkiye olarak çıkarılması gereken çok önemli bir ders bulunmaktadır. Daha önceki yazılarda ifade edildiği gibi, ülkemizde her yıl yaklaşık 1.5 milyar ton toprak erozyonla yok edilmektedir (Derinöz, 2009). Bu rakam, yani ülkemizde erozyonla kaybedilen toprak miktarı, Avrupa Kıtası toplamının yaklaşık 5 katı ve Avustralya Kıtası toplamının da 7 katı kadarıdır!!! Eğer hatırlanacak olursa söz konusu bu kıtaların arazi genişliği, ülkemizden kat kat daha fazladır. Buna rağmen, söz konusu bu kıtalardan erozyonla taşınan toprak miktarları ise kat kat daha az olmaktadır. Bu durum, üzülmemizi veya hayıflanmamızı gerektirmekten çok, utanmamızı gerektiren bir husustur!!! Sonuç olarak; üzülmek, hayıflanmak ya da utanç duymak yerine, ülkemizdeki arazi ve toprak kullanımını düzenlemek, kırsal kalkınmayı sağlamak ve erozyonu önlemek için yeni bir milli mücadelenin meşalesini hep birlikte yakmak ve ülkemizin çöl olmasına izin vermemek gerekmektedir. Hoşçakalın...
Bu yazı 637 kere okundu.
|