?Benden eğerimi isteyin vereyim, atımı isteyin vereyim, çadırımı isteyin vereyim; fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin vermem, veremem?. Mete Han
Türkiye toprakları asırlardan beri, yani günümüzden 8000-9000 yıl öncesinden bu güne kadar çeşitli toplumların egemenliği altında, özellikle bitkisel üretim amacıyla yoğun bir şekilde kullanılmıştır ve halen de kullanılmaktadır. Gerekli koruma önlemleri alınmadan ve yeteneklerine de uygun olmayan bir şekilde, uzun yıllar boyunca tarımsal üretim amacıyla işlenen ve daha pek çok amaçlar için kullanılan söz konusu bu topraklar, doğal olarak günümüzde önemli sorunlarla karşı karşıya kalmış durumdadır. Özellikle de son 30-40 yıl içerisinde gelişen teknolojik ve ekonomik olanaklar ölçüsünde önemli artışlar gösteren ağır iş makineleriyle, çayır-mera ve ormanlık alanlar ciddi bir şekilde tahrip edilerek, işlenir tarım arazileri şekline dönüştürülmüştür. Orman katliamı son bir kaç yılda ise artık engellenemez bir hale gelmiştir. Böylesi uygulamalar, ülkemizde eskisinden çok daha şiddetli bir erozyon sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Nitekim ülkemizde hemen hemen hiç sorunu bulunmayan 5.012.537 hektarlık 1. sınıf tarım arazilerinin dışında kalan diğer bütün arazilerimizde hafif dereceden çok şiddetli dereceye kadar değişen düzeylerde erozyon sorununun bulunduğunu (TEMA, 2002) artık herkes kabul etmektedir. Hiç bir sorunu bulunmayan veya çok az sorunu bulunan 1. sınıf topraklarımızın oranı sadece % 6.5 olup, geriye kalan yaklaşık 71.6 milyon hektarlık arazilerde ise başta erozyon olmak üzere pek çok sorun bulunmaktadır. ?Sadece orta ve daha fazla düzeylerde erozyon sorunu bulunan arazi miktarı, toplam ülke arazilerinin % 75 ini oluşturmaktadır. Orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon sorunu bulunan bu arazilerin miktarı 57.145.886 hektardır ve bu arazilere hafif şiddette erozyon sorunu bulunan araziler de eklendiğinde ülke topraklarının % 93.5 inde, yani yaklaşık 77 milyon hektarlık bir arazi varlığına sahip Türkiye nin, yine yaklaşık 70 milyon hektarında çeşitli düzeylerde su ve rüzgar erozyonu sorununun bulunduğu sonucu ortaya çıkmaktadır?. Türkiye de erozyonla ortaya çıkan yıllık toprak kayıpları gerek yazılı ve gerekse sözlü kaynaklar tarafından ifade edildiği gibi, yaklaşık 500 milyon tondur (Atalay, 2000). Her yıl yok olan bu miktar toprak, ülkemizin sadece büyük akarsuları tarafından taşınarak denizlere götürülen topraklardır. Halbuki ülkemizde, hemen hemen bütün dağlık ve tepelik arazilerdeki çoğu kuru olan küçük derecikler ve oyuntu erozyonu sonucu dağ yamaçlarında oluşmuş bulunan kanallar tarafından taşınarak yok edilen topraklarımız belki de yukarıda ifade edilen 500 milyon tondan çok daha fazladır. Bu ikinci yolla kaybedilen toprakların miktarının belirlenebilmesi çok zordur, hatta imkansızdır. Zira ülkemizin arazileri üzerinde sayılamayacak kadar küçük derecik ve düşünülemeyecek kadar fazla sel yarıntıları bulunmaktadır. Bunların her birinden periyodik örneklemeler yaparak taşınan toprak miktarlarının belirlenmesi ne yazık ki mümkün değildir. Bu konuda yapılan tahminlere göre, küçük derecikler ve sel yarıntıları vasıtasıyla taşınarak yok olan toprak miktarının ise yaklaşık 1 milyon ton olduğu sanılmaktadır (TEMA, 2002). ?Dolayısıyla Türkiye de her yıl erozyonla kaybedilen toprak miktarı 1.5 milyar tondur?. Denizlere ve göllere en fazla toprak taşıyan akarsularımızın başında, su toplama havzalarının büyük bir bölümü İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu da bulunan Kızılırmak, Yeşilırmak ve Fırat nehirleri gelmektedir. Bunun nedeni ise söz konusu bu akarsuların havzalarında yer alan orman alanlarının büyük oranda tahrip edilmiş olması ve yine söz konusu bu akarsu havzalarındaki tarım alanlarında hala hatalı ve yanlış tarım tekniklerinin yoğun bir şekilde uygulanıyor olmasıdır. Ülkemizde yer alan ana nehirler ve bu nehirler üzerinde oluşturulmuş rasat istasyonlarından elde edilmiş olan erozyon değerlerine, ülkemizdeki diğer irili ufaklı akarsular, çaylar, dereler ve sel yarıntıları tarafından taşınarak yok edilen toprak miktarları dahil edilememiştir ve bu alanlardan taşınan toprak miktarlarını tespit etmek de henüz mümkün değildir (TEMA, 2002). Ancak bilinen bir gerçek vardır ki, o da ülkemizin her köşesinde yer alan pek çok akarsuyun bir yağmur sonrasında ya sapsarı ya da kıpkırmızı topraklarla yüklü olarak aktığıdır. Elbette ki kimi akarsularımız, bazı ana akarsuların yan kollarını oluşturmaktadır. Ancak bunların dışında, ana nehirlerimize ulaşamayan daha pek çok akarsu ve dereciğin var olduğu ve bunların da hiç durmaksızın bu ülkenin topraklarını taşıyarak yok ettikleri bir gerçektir. Vatan demek, toprak demektir. Bir ulusun sosyal, ekonomik ve politik başarıların temelinde de bu doğal varlığın korunması ve ideal olarak kullanımı yatmaktadır. Anadolu, yüzyıllardır savaş ve kavgalara neden olabilecek kadar verimli arazilere ve aynı zamanda da son derece önemli bir jeopolitik konuma sahiptir.
Bu yazı 1569 kere okundu.
|