Hepimizin bir annesi vardır; toprak?... Victor Hugo
Hangi nedenle olursa olsun, insanları maksatlı olarak sınıflara ayırmak doğru bir davranış değildir. Ancak, santimetresi binlerce yılda oluşan ve tüm dünya toplumlarının ve tüm canlılar alemi geleceğinin ortak belirleyicisi olan topraklar söz konusu olduğunda, insanları üç grup altında toplamakta yarar bulunmaktadır. İnsanların bir kısmı hızlandırılmış erozyonun dostudur. ?Bu gruba giren insanlar, kısa süreli çıkarların hesabını yapanlardır ve herhangi bir neden veya yanlış uygulama sonucunda bitkisel üretim yeteneğini kaybetmiş veya bu yeteneği bilinçli olarak kaybettirilmiş alanları, amaçları doğrultusunda kullanabilmeyi hedeflemektedirler. Söz konusu bu insanlar, erozyon felaketinin farkında olamayan ve kesinlikle bu felaket konusunda eğitilmeleri gereken insanlardır?. İnsanların diğer bir kısmı ise erozyonla yitip giden topraklara karşı anlamsız bir seyirci halindedir. Söz konusu bu insanlar, toplumun büyük bir kesimini oluşturmaktadır ve sosyo-ekonomik bunalıma düşmüş ve ülkede gerek erozyonla kaybolan topraklar konusunda ve gerekse diğer pek çok konuda olup bitenlerin farkına varamamaktadır. Erozyon olgusunun tanıtılması ve bu konuda eğitim verilmesi için ülkemizde seçilecek hedef kitlelerin başında gelmektedir. Azınlıkta kalan bir kısım insanlar da erozyonun önlenebilmesi için hiç bir karşılık beklemeden mücadele edenlerden oluşmaktadır. Amacımız ve dileğimiz, gerek ülkemiz ve gerekse tüm dünya insanlarının bu sınıfta yer almalarını sağlamak olmalıdır. Böylece, ortak geleceğimiz olan toprakların daha üretken olarak kullanılması ve daha sonraki nesillere devredilmesi mümkün olabilecektir. Tüm buraya kadar yazılanlar dikkate alındığında ülkemizde erozyonun oluşması için gerekli olan her türlü fiziksel arazi koşullarının, ekolojik özelliklerin ve sosyo-ekonomik yapının son derece uygun olduğu görülecektir. ?Özellikle ülkemizin iklimsel ve topografik yapısı değiştirilemeyeceğine göre, var olan bitki örtüsünün korunması ve geliştirilmesi, özellikle tarım alanlarındaki hatalı, yanlış ve amaç dışı arazi kullanımlarının önüne geçilmesi ve belki de en önemlisi, erozyon karşısında anlamsız bir seyirci olan insanlarımıza, erozyonun ne olduğunu ve erozyonun neler yapabileceğini anlatmak ve onları da erozyonla savaşır hale getirmekten başka çıkar yol yoktur?. Bu konuda da ülkemizde gerek gönüllü sivil toplum örgütlenmesi ve gerekse bu örgütler vasıtasıyla kamuoyu baskısı oluşturma yolunda ciddi adımlar atılmış ve halen de atılmaktadır. Ancak erozyon belası ile savaşmak ve onu yenmek için sadece sivil toplum örgütlerinin gayretleri ne yazık ki yetmeyecektir. Bunlarla birlikte ülkemizin yönetilmesine talip olan siyasi kadroların da erozyonla mücadeleyi hükümet programlarına almaları, hatta bu hususun partiler üstü bir milli sorun olarak gözetilerek ulusça topyekün bir erozyonla mücadele programının uygulamaya aktarılmasında büyük yarar görülmektedir. ?Zira erozyonla mücadele, zamana karşı yapılan bir savaştır ve ülkemizin de artık erozyon karşısında zaman kaybına tahammülü kalmamıştır!? Hoşçakalın...
Bu yazı 648 kere okundu.
|