?Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçludur?.
Meralar, sorunlu araziler üzerinde oluşmuş doğal yem alanlarıdır. Yararlanılmalarında en azından zamanında otlatma, kapasiteleri kadar hayvanla otlatma, üniform otlatma ve yem türüne uygun hayvanla otlatma gibi dört temel ilkeye uyulma zorunluluğu vardır. Orijinal vejetasyonun % 90 ını kaybeden meralarımızın, gereği gibi kullanıldığını savunmak mümkün ve gerçekçi değildir. Gerçekten de ülkemizde meralar, yaklaşık olarak kapasitesinin üç katı bir yoğunlukta otlatılmaktadır. Fakat, bunun tam olarak doğru olduğunu söyleyebilmek de mümkün değildir. Çünkü, ülkemizde 8.3 milyon hektar çalılık alan, şu ya da bu şekilde çoğunlukla otlatılarak değerlendirilmektedir. Buna ilaveten tarım alanları, hasat sonrası ve nadas yılında otlatılmaktadır. Bitki artıkları ve meydana gelen yabancı otlar, hayvanlara belli oranlarda yem temin etmektedir. Genel olarak, kurak ve yarı kurak iklim kuşaklarında yer alan ülkemiz meraları gerek erozyon, gerekse de bitki örtüsü açısından oldukça hassastır. Böyle duyarlı alanlarda otlatma, kapasitenin üzerinde yapıldığı takdirde, tür kompozisyonu değişmekte, toprağı kaplama oranı ve verimliliği azalmakta ve erozyon artmaktadır (Herbel ve Pieper, 1991). Meralarımızın en büyük sorunu, ağır ve zamansız otlatmadır. Bu uygulamalara bağlı olarak da ciddi bir erozyon programı ortaya çıkmaktadır. Uygulanacak otlatma sistemi ise, fazla önemli değildir. Çünkü bu tür sahalarda (kurak ve yarı kurak), uygulanacak en iyi otlatma sistemi, ya devamlı, ya da mevsimine uygun otlatmadır (Beck,1978). Yurdumuz meraları için ağır ve zamansız otlatma problemleri çözüldükten sonra, diğer doğru mera kullanım ilkelerinin çözümü daha kolaydır. Aşırı kullanım, meraların zamansız ve kapasitelerinin üzerinde hayvanla gereğinden daha uzun süre otlatılmaları demektir. Meralardan doğru yararlanmanın birinci ilkesi, otlatmanın zamanında yapılmasını emreder. Zamansız ve aşırı otlatma, bir yandan bitki örtüsünün önce bozulmasına sonra da seyrekleşmesine, diğer yandan uygulamanın ileri dönemlerinde tamamen tahrip olmalarına yol açar. Bu uygulama, mera topraklarının yapılarının da bozulmalarına sebep olur. Ülkemizde meralar, bu ilkelerin hiçbirine uyulmadan otlatılmaktadır. Yaklaşık 13 milyon büyük baş hayvan birimi (BBHB) hayvan varlığımız mevcut meralarda otlatıldığına göre, meralarımızın bugünkü verimlerine göre 500 kg. ağırlığındaki 1 BBHB için 1.6 hektar civarında mera alanı düşmektedir. Oysa, beş ay süreli bir otlatma periyodunda 1 BBHB için gerekli olan bakımsız bir mera alanı en azından (150X10= 1500:500= 3 hektar) dır. Bu durum, mera bitkilerinin tümüyle otlatıldığı zaman dahi, normalin iki misli ağır kapasiteyle otlatıldığını göstermektedir. Yemin yaklaşık yarısının, bir sonraki gelişme için bırakılma gereği dikkate alındığı zaman otlatma yoğunluğunun en azından 4 katı kadar daha fazla olduğu görülecektir. Aşırı otlatma sonucu bitki örtüleri bozulan veya çok zayıf bitki örtüsü olan meralarda yağmur şeklinde intikal eden damlalar, öncelikle doğrudan toprak yüzeyine çarparak toprak kümelerinin kırılmasına ve primer tanelerin etrafa yayılmalarına neden olur. Daha sonra, toprakların sıkışması gündeme gelir. Toprak yüzeyindeki sıkışıklık nedeniyle, toprağın su emme gücü zayıflar. Aynı zamanda bitki kökleri, toprağın derinliklerine nüfuz edemez. Sonuçta, bitkiler tarafından tutulamayan ve derinlere nüfuz edemeyen yağış suları yüzey akışı haline geçerek, toprak ve su erozyonuna sebep olur. Bitki örtüsü, toprak ve suyu korumayı belirleyen ana unsurdur. İyi vejetasyonlu bir mera alanının su emme gücü 62.5 mm/saat iken, zayıf bitki örtüsü ile kaplı alanlarda bu miktarın 12.5 mm/saat e kadar düştüğü görülmüştür (Wenberg,1959). Buğdaygil yem bitkisinin ekili olduğu bir tarlada, yüzey akışı ve erozyon miktarının, devamlı mısır ekilen bir tarlaya göre çok daha az olduğu araştırmalarla belirlenmiştir. Bunlardan birinde, % 2-4 eğimli etekler ile % 12-18 arasında değişen bayırda, 1964-1969 yılları arasında, 6 yıl süreyle yürütülen bir denemede, erozyon ile kaybolan toprak miktarı, mısır tarlasından 67.3 ton/hektar iken, iyi idare edilen kılçıksız brom meralarında 0.67 t/ha düzeyinde gerçekleşmiştir (Browning, 1982). Hoşçakalın...
Bu yazı 477 kere okundu.
|