“Benim sözlerim yıldızlara benzer ki, onlar hiç bir zaman sönmez…” Chef Seattle
Merhabalar sevgili okurlar. Bu gün size bir mektuptan bahsetmek istiyorum. Mutlaka ve belki de iyice anlamak için defalarca okumanız gereken bir mektup... Kuzey Amerika topraklarında yazılmış bir mektup... Kim bilir kaç kez bıkıp usanmadan okuduğum bir mektup... Duwarmish Kızılderilileri nin yenik düşmüş ama onurlu büyük reisi Seattle ın, Washington daki başkan Franklin e 1853 yılında gözyaşlarıyla yazdığı bir mektup... Asla gönderilme tarihi değişmeyecek, asla anlamı bitmeyecek, asla eskimeyecek ve asla sararmayacak bir mektuptur bu aslında. Amerika yı perişan eden doğal afetlerin hem habercisi, hem de onları şimdi en iyi anlatan kitaptır aynı zamanda. Franklin e yazılmış olsa bile, aslında küresel ısınmayı, ormanların yok edilmesini ve atmosferin kirletilmesini önlemek amaçlı Kyoto Anlaşması nı imzalamayan Bush a; dur durak bilmeksizin insafsızca faaliyetlerini sürdüren çevre zalimlerine; çevre konusunda kör, sağır ve dilsiz politikacılara ve daha nicesine en iyi derstir bu mektup: “…Washington daki büyük başkan bize topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir haber yolluyor. Büyük başkan bize aynı zamanda dostluk iyi niyet dolu sözler de gönderiyor. Bu dostça bir davranıştır, zira biz onun bu dostluğa ihtiyacı olmadığını pek iyi biliriz. Biz onun istediğini düşüneceğiz, zira eğer biz satmağa razı olmazsak, belki o zaman da beyaz adam tüfeğiyle gelecek ve bizim topraklarımızı zorla alacaktır. Gökyüzü nasıl satılır, ya da satın alınır, ya toprakların sıcaklığı? Bunu tasarlamak bize yabancıdır. İnsan havanın tazeliğine, suyun şarıltısına sahip olamazsa, onu nasıl satabilir? Siz onu bizden nasıl satın alabilirsiniz? Seattle Reis ne söylerse, Washington daki başkan bunun doğruluğuna emin olmalıdır, tıpkı beyaz kardeşimizin mevsimlerin tekrar geleceğine güveni olduğu gibi. Benim sözlerim yıldızlara benzer ki onlar hiç bir zaman sönmez. Bu dünyanın her bir parçası ulusum için kutsaldır. Pırıldayan her çam yaprağı, her kumsallık kıyı, karanlık ormanlardaki her sis, her geçit, vızıldayan her böcek ulusumun düşünce ve yaşantılarında kutsaldır. Ağaçların içinde yükselen özsuyu, kızılderili adamın hatıralarını taşır. Beyazların ölüleri, yıldızların altından geçmek için uzaklara giderken doğdukları toprakları unuturlar. Fakat bizim ölülerimiz bu büyülü dünyayı hiç bir zaman unutmazlar, çünkü o, kızılderililerin annesidir. Biz bu toprakların bir parçasıyız ve onlar da bizden birer parçadırlar. O güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimiz, geyik, at ve büyük kartal da bizim erkek kardeşlerimizdir. Yüksek kayalıklar, yeşil çayırlar, tayların ve insanların vücutlarının ılık sıcaklığı, hepsi aynı aileye aittir. Washington daki büyük başkan bize bir yer vereceği ve bizim orada rahatça kendi kendimize yaşayabileceğimizi haber veriyor. O bizim babamız, biz de onun çocukları olacağız. Fakat böyle şey acaba hiç olabilir mi? Tanrı bizim ulusumuzu sever, fakat kızılderili çocuklarını terk etti. O beyaz adama işinde yardım etsin diye makinalar yolluyor ve onun için büyük köyler yapacak. O, geçen her gün sizin ulusunuzu daha kuvvetli yapacak. Beklenmeyen bir yağmurdan sonra ırmaklar nasıl yataklarından taşarsa, siz de çok geçmeden bu toprakları dolduracak, her tarafa taşacaksınız. Benim ulusum gelgitin çekilen dalgalarına benzer, fakat onlar bir daha geri gelemezler. Hayır, biz başka başka ırklardanız. Çocuklarımız beraber oynamazlar, ihtiyarlarımızın anlattığı öyküler de başka başkadır. Tanrının lütfu sizin üzerinizdedir, bizler yetim kaldık. Topraklarımızı satmamız sandığınız kadar kolay olmayacaktır. Çünkü bu topraklar bize kutsaldır. Biz bu ormanlarla seviniriz. Bilmiyorum. Bizim davranışımız sizinkinden farklıdır. Derelerin ve ırmakların içinden geçerken pırıldayan sular yalnız su değildir, onlar bizim atalarımızın kanlarıdır. Biz size bu toprakları sattığımız zaman, bilesiniz ki, onlar kutsaldır ve sizin çocuklarınız da onların kutsal olduklarını ve göllerin berrak sularında oynaşan her yansımanın benim ulusumun yaşantılarına ait masalları ve öyküleri anlatmakta olduklarını öğrenmelidirler. Suların çıkardığı sesler benim atalarımın sesleridir. Irmaklar bizim kardeşlerimizdir, onlar bizim susuzluğumuzu giderirler, bizim kayıklarımızı taşır ve çocuklarımızı beslerler. Topraklarımızı sattığımız zaman bunu hatırınızda tutmalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz. Irmaklar yalnız bizim değil sizin de kardeşlerinizdir. Ve siz şimdiden başlayarak ırmaklara iyiliğinizi esirgememelisiniz, öteki her kardeşe karşı da…” (Devamı Haftaya)
Bu yazı 590 kere okundu.
|