“Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur”. Sauk Clan
Merhabalar Sevgili Okurlar… Dünyaca ünlü İngiliz astronomi uzmanı Fred Hoyle, büyük bir öngörü ile daha 1948 yılında, yerkürenin uzay boşluğundaki yapayalnızlığını açıkça gözler önüne serecek uzay fotoğraflarının çekilebilmesi ile çok önemli düşünce akımlarının ortaya çıkacağı kehanetinde bulunmuştu. Aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra bu düş Apollo 8 uzay aracı tarafından gerçekleştirildi ve kehanetin ne denli doğru olduğu anlaşıldı. Dünya’ya dışarıdan bakma ayrıcalığını elde etmiş astronotların şu izlenimlerine bir bakın: “Dünya, bize uzayın karanlığında asılı duran bir Noel ağacı süsünü hatırlatıyordu. Ondan uzaklaştıkça, küçülüyordu; sonunda bir çakıl taşı gibi kalakaldı. Ama görüp görebileceğimiz en güzel çakıl taşıydı. Bu güzel, sıcak, canlı, capcanlı nesne öylesine hassas öylesine narin görünüyordu ki, sanki parmağınızla dokunsanız kırılıp dökülecekti…” (James Irwin, Apollo 15). “İlk iki gün herkes kendi ülkesini işaret etmeye çalışıyordu. Dördüncü günden sonra kıtaları görmeye başladık. Beşinci gün sadece bir dünyanın olduğunu anlamıştık”... (Sultan Bin Selman El-Suud, Discovery 5). “Bu birlik ve bütünlük duygusu basit bir gözlem değil. Beraberinde bir merhamet duygusu da oluşuyor. İnsanlar yeryüzüne nasıl davranıyorlar!... Bunu düşünmeye başlıyorsunuz. Bir denizde ya da gölde bir parça kirlilik saptamış olmanızla ilgisi yok. Hangi ülkenin ormanlarında yangın çıkabileceği ya da hangi kıtada bir kasırga patlayabileceğini oradan gözlemliyor olmanız da önemli değil. Tüm yeryüzüne arka çıkmaya, onu korumaya başlıyorsunuz”... (Yuri Artyukun, Soyuz 14). 1968’lerde dünyanın uzaydan bir tek mavi küre olarak görünmesi, birdenbire çok büyük ve sağlam sandığımız dünyamızın aslında bir su damlası kadar küçük ve kırılgan olduğu gerçeği ile yüz yüze gelmemize yol açtı. Bu, dünyaya ilişkin tüm değer yargılarımızı yeniden gözden geçirme, tanımlama ve kodlamamızı gerekli kılan, “Küçük ve Kırılgan Dünya Devrimi” olarak adlandırabileceğimiz, son derece önemli bir devrimdi. 1968 yılında, dünya bir başka devrimi de yaşadı. Öğrenci hareketleriyle başlayan ve sonuçta sosyal ve ekonomik yapı üzerinde köklü değişimlere neden olan “1968 Devrimi”. Son devrimlerden biri de bundan yaklaşık beş yıl sonra, 1973 yılında petrol fiyatlarının artırılması ile birlikte yaşanan enerji krizinden kaynaklanan “enerji devrimi” dir ki; bu devrim kaynakların da sınırlı ve sonlu olduğunun, bu nedenle tasarruflu, verimli kullanmalarının gerekliliğinin çarpıcı biçimde kavranmasına yardımcı olmuştur. Bu devrimi “Kaynakların Sınırlılığı Devrimi” olarak adlandırabiliriz. Beş yıl içine sıkışan ve tümü “1970 Devrimleri” olarak adlandırılabilecek bu önemli devrimler, bugünü olduğu kadar, henüz başlarında bulunduğumuz yeni bin yılı da etkisi altına almakta, biçimlendirmektedir. Çevre ya da ekoloji adı altında tartıştıklarımız “1970 Devrimleri” nin uzantıları ve yansımalarından başka bir şey değildir aslında. 1970’den sonra küçük, kolaylıkla kırılabilir, hızla tüketilebilir, her ölçekteki bileşenleri birbirine bağımlı, canlı bir organizmada, dünyada, cansızların desteği ile binlerce canlıdan biri olarak yaşamakta olduğumuzu net bir biçimde kavradık. Bu dünya, 1970 öncesi dünyasından çok farklı bir dünyadır ve insanlık üçüncü bin yıla iki milyon yılda ulaştığı kültürel birikim ve değerler sisteminden çok daha farklı bir kültürel yapı ve değerler sistemi ile girmeye hazırlanmaktadır. Hoşçakalın…
Bu yazı 551 kere okundu.
|