|
Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf'a bağlı olarak hizmet veren Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün dışında Belediyeler, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde kurulmuş olan Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü ve diğer kuruluşlar olmak üzere dört farklı biçimde sosyal yardımlar dağıtıldığını belirten Akçay, meclis genel kurulunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
"Bu kurumların birbirlerinden haberinin olmaması, kime ne kadar yardımın yapıldığının bilinmemesi nedeniyle bugün hak etmediği halde sosyal yardımlardan yararlanan binlerce kişi varken, muhtaç durumda olan binlerce kişi de bu yardımlardan faydalanamamaktadır. Tüm bunların önüne geçmek denetim, kontrol ve dağıtımların sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için sosyal yardımların ve hizmetlerin tek çatı altında toplanması ve yönetilmesinde fayda görüyorum.
KURUM GÜÇLENDİRİLMELİ
Geleceğe yönelik bu zaruretin dışında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun bugünkü yapısı incelendiğinde Kurumun güçlendirilmesine ihtiyaç bulunduğu açık bir şekilde görülmektedir. 300 bin civarında vatandaşa hizmet veren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda kadrolu personel sayısı 24 bin kişiye hizmet verildiği 1990 yılından daha azdır. 1990 yılında 10 bin kadrolu personel görev yaparken bugün bu sayı 9.700 civarındadır. 1990 yılında Kurum bünyesi içerisindeki kuruluş sayısı 280 iken bugün Sayın Bakanın biraz önce verdiği bilgiye göre de 619'a ulaşmıştır ve kurum personeli sayısının da 22 bin personel olduğu ifade edildi. Tabii, bunların büyük çoğunluğunun taşeron firma personeli olduğunu biliyoruz.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda personel eksikliği taşeron firmalar vasıtasıyla karşılanmaya çalışılmaktadır. 2009 yılında bu Kuruma bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan taşeron firma personeli sayısı 10 bini geçmiştir. Bizdeki bilgiler bu şekildedir ama kesin rakamı Sayın Bakandan almak isteriz. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, bu özelliği ile bünyesinde devlet memurundan daha fazla taşeron firma elemanı çalıştıran kamu kurumu olarak görünmektedir.
ÇALIŞMA ŞARTLARI AĞIR
Kuruluşlardaki çalışma şartlarının ağırlığı ile ücret veya izin kullanmadan fazla çalışma zorunluluğu personelin başka kurumlara yatay geçiş gayretlerine yol açmaktadır.
Ülkemizde kamu alanında personel açısından yapılan işin güçlük tespiti doğru yapılarak ücretlendirilmediği için, kurum personeli, çalışma şartlarının zorluğu ve süresinin uzunluğuna rağmen yeterli ücreti alamamaktadır. Bu sebeple kurum çalışanları ücretin yüksek ama çalışma şartlarının ağır olmadığı kurumlara geçme eğilimi taşımaktadır.
KADRO SAYISI EN AZ 25 BİN OLMALI
Genel kadro sıkıntısının had safhada olması sebebiyle kurumun kadro sayısının en az 25 bin olması yönünde düzenleme yapılmalıdır. Çağın gerektirdiği sosyal hizmet politikalarının yaşama geçirilebilmesi için sosyolog, sosyal psikolog, klinik psikologu, özel eğitimci gibi kadroların ihdas edilmesi gerekmektedir ve ihtiyaç duyulan personelin açıktan atamalarının yapılması uygun olacaktır.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve kuruluşları cazip hale getirilerek diğer kamu kurumlarından ihtiyaç duyulan meslek elemanlarının yatay geçişle temini yoluna gidilebilmelidir.
1983 yılında uygulamaya başlanılan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu'nun, bazı maddelerinin, çağımızın ihtiyaçlarına cevap verecek hâle getirilebilmesi için çalışmalara ve bir an önce bitirilmesi gerekir.
MEVZUAT YENİDEN DÜZENLENMELİ
Ayrıca, dağınık mevzuat sisteminin yeniden revize edilmesi elzemdir. Büyük şehirlerde sosyal hizmetler il müdürlüklerinin yükünü hafifletecek ilçe düzeyinde teşkilatların da bulunması gerekmektedir ve taşra teşkilatları ihtiyaç ve beklentilere göre yeniden yapılandırılmalıdır.
Ülkemizde kamuda istihdam edilen personel göz önüne alındığında kamuda çalıştırılması gereken özürlü sayısı 48 bin civarındadır ancak kamuda sadece 10 bin civarında engelli vatandaşımız memur olarak istihdam edilmektedir. Engelli istihdam edilmesi gerekirken boş bırakılarak atamaya yapılmayan kadro sayısı 50 bin civarındadır.
Burada ortaya çıkan sonuç toplam engelli personelin sadece yüzde 18'inin çalıştırıldığını ve kadroların yüzde 82'sinin de boş tutulduğu ve atama yapılmadığı anlaşılmaktadır. Binlerce engelli vatandaşımızın iş aradığı, kriz nedeniyle işten çıkarmaların arttığı bir dönemde kamuda engelli kadrolarının bu kadar büyük oranda boş olması üzücüdür."
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDE ENGELLİLER YOK
Başbakan Erdoğan ve AKP'li yetkililerin referandumda "evet" çıkarsa “engellilere pozitif ayrımcılık" yapılacak şeklindeki söylemlerinin gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığını savunan MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, "1982 Anayasasının sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler başlıklı 61'inci maddesine göre "Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur." denilmektedir. Sekiz yıllık iktidar döneminde 1982 Anayasasının özürlülerle ilgili 61'inci maddesini hatırlamayan Hükûmet, hazırladığı Anayasa teklifiyle engellilere pozitif ayrımcılık yapacağını söyleyerek engelli vatandaşlarımızın oylarına açıkça talip olmuştur. Anayasa değişikliğinde teklifinde özürlülerle ilgili hiçbir yeni düzenleme yapılmamıştır ve 82 Anayasasında var olan düzenlemeler tekrarlanmıştır.
Yani sağ elimizle sağ kulak gösterilirken de sol elimizle yine sağ kulak gösterilmiştir." dedi.
AYRIMCILIĞA KARŞI TEDBİR ALINMALI
Akçay konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye'de özürlüler sağlık, eğitim, istihdam, sosyal güvenlik, imkânlara ulaşılabilirlik ve toplumsal hayata katılım konusunda birçok sorunlar yaşamaktadır. Türkiye'de özürlü bilinci oluşturma noktasında Hükûmetin eylem planı yoktur. İnsanların özürlü olmaktan dolayı karşılaştığı ayrımcılığın önlenmesi için tedbirler alınması gerekmektedir. Özürlülerle ilgili tüm hizmetlerin, ilgili bütün kurum ve kuruluşların ortak plan ve programlarla, işbirliği ve koordinasyon sağlanarak yapılması ve milli politikaların yaygınlaştırılması gerekmektedir."
|