|
Gazze ye giden yardım filosunun uğradığı kanlı baskın sonrası, ülkede ve dünyada ibret verici gelişmeler yaşandı. Bu olaydan sonra dış politikada çok ciddi bir değişim yaşanıyor. Ezberler bozuluyor, alışkanlıklar yıkılıyor. Kimileri buna "eksen kayması" diyor. Oysa "eksen kayması" ile izah edilemeyecek çok daha farklı ve önemli gelişmelerle karşı karşıyayız. 9.Haziran.2010 tarihi Türkiye tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Ana karadan kopup uzaklaşıyoruz adeta. BM Güvenlik Konseyi nin İran ile ilgili yaptırımlarına “hayır” oyu vererek, Batı bloğuna “ben başka sularda da yüzebilirim arkadaş” diyoruz.
Fethullah Gülen in The Wall Street Journal a verdiği mülakatla başlayan tartışma da son derece önemlidir.
Zira temel birkaç soru şekilleniyor. Taraflar aldıkları tutumla saflarını netleştiriyor.
Nicedir temel soru şuydu: “Türkiye AKP yönetiminde bir eksen kaymasına mı uğradı?”
“Konvoy fiyasko”su belli çevreler tarafından tam da bu amaçla mükemmel kullanılmaya başlandı.
İfade bu... Dikkat ederseniz hedefte AKP den çok Erdoğan var.
Bundan kısa bir süre önce aynı gazetede çok önemli iki isim... Morton Abramowitz ve Henri Barkey hedef tahtasına gene Erdoğan ı koymuştu:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan giderek daha otoriter, eleştirileri hor gören bir lidere dönüştü. Türkiye, sadece AKP, kendisine yeniden şekil verir ve Türkiye yi daha iyi işleyen bir demokrasi haline getirme sözüne uygun bir biçimde hareket ederse ilerleyebilir. Bu tartışmadan yola çıkarak belli çevreler İsrail deki derin lobilerin bir CHP-MHP koaliasyonu istediğinden dem vuruyor. Hatta bazı kalemler işi ileri götürerek darbe olasılığından bahsediyor.
Abdullah Öcalan ın avukatları aracılığıyla verdiği son “demeç”, bu anlamda manidardır.
Zira Öcalan da Erdoğan ın tasfiye listesinde olabileceğini vurguluyor. O bunu “silah lobi”lerine bağlıyor. Öcalan yalnız mühim bir şey söylüyor. Erdoğan kendi Ergenekon unu kurdu. O nedenle sıra onda diyor.
Bu kısmını bilemem ama Washington dan verilmeye çalışılan sinyal nettir.
İsrail lobileri devrede ve Erdoğan hedeftedir. Buradan şunu görmemiz şarttır. Bölgede muazzam bir etkinlik savaşı başladı. Ya Netanyahu hükümeti ya Erdoğan hükümeti.
Uzlaşarak; kaleleri sessizce içeriden fetheden Gülen hareketi, AKP ile arasına mesafe koyarak gelecek tasfiye hamlesini sezerek mi bu savrulmada pozisyon alıyor?
Yoksa milli bir uyarı yaparak eksenin gerçekten kaydığını ve bundan herkesin zararlı çıkacağını Erdoğan ve ekibine içeriden hatırlatmaya mı çalışıyor?
Tüm bu soruları içeren denkleme bir de Öcalan ın söylediklerini de içine alan bir perspektifle bakarak yanıtlamaya çalışmak akılcı olur. Ayrıca şimdilik rafa kaldırdığımız Ermeni soykırımı tasarısı, son İsrail krizi ve ardından gelen İran kararı ile bağlantılı olarak ABD de canımızı yakabilir.
Yine düne kadar Barzani’yi kaale almayan AKP hükümeti, Barzani’yi kabul etmiştir. Niye? Çünkü Barzani’yi son pazarlıkları görüşmek üzere İsrail göndermiştir. Görüşmelerden olumsuz sonuçlar çıkmıştır ki, başbakanımız Amerika’ya dahi sert ifadelerde bulunmuştur.
Hükümet ne yapıyor, son günlerde neden havalandılar, Türkiye bölgesel güç mü oldu?
Bölgesel güç olma, ekonomik, askeri, teknolojik, demokratik, kültürel ve siyasi alanlarda sağlam bir alt yapıya sahip olmayı ve bunları bir sistem dâhilinde çok iyi yönetmeyi gerektirir. Ortadoğu’da kahraman olmak Nasır’a ve Mısır’a yaramadı ki Erdoğan’a ve Türkiye’ye yarasın. AKP ve Erdoğan’a defalarca emperyalizm gerçeği hatırlatıldı. Ama inanın ben endişeliyim. Yakın tarihimizi bilenler de sanırım aynı endişeyi taşıyorlardır. ABD ve İsrail, bölgede Türkiye ile kurulan dengeleri zorlayan her güce karşı koyarlar ve bu durum diğer ülkelerce ancak seyredilir. Geçmişte de böyle olmuştur maalesef. Bu yaz gereksiz referandum saçmalığı ve ekonomik sorunlarla bizi uğraştıracak Hükümet, ilaveten uluslararası sorunlara da sarıldı. Tabi Hükümetin bu durumundan Kılıçdaroğlu rüzgârı da etkili oldu. Ayrıca, Tayyip Beyin farkında olmadan uluslararası sistemi zorladığını da söyleyebiliriz. Maalesef oyunun kurallarını bilmiyoruz. Gürcistan Lideri Saakaşvili’nin 2 yıl önce yaptığı yanlışlığa benzer bir yanlışlığı Tayyip Bey yapmış oldu.
Bölgesel güç olmamızdan -bu Hükümetle ve Tayyip Beyle bile olsa- mutlu olur, gurur duyarım. Ancak, inanın çok hesapsız, dengelerin ihmal edildiği, bizi sonraları çok üzebilecek şeyler yapılıyor. Bir siyasi gerçeğin altını çizelim; eğer çok anormal tavizler vermez ise Erdoğan Hükümeti gidicidir. Ancak giderken de Türkiye epey bir süre ve miktar zarar görecektir. Bu Hükümetin ömrü, bölge ve Türkiye gerçekleri ile uyumlu yeni bir hükümet dizayn edilinceye kadardır. İçerde PKK gibi sinsi ve dış destekli bir düşmanı olan devlet, bölgesel güç olabilir mi? Benim korkum ilk planda bu kaotik ve komplolara açık dönemde PKK’nın, bazı ülkelerden alabileceği destekle Türkiye’ye büyük zarar vermesidir. Kısacası Türkiye nin ve içinde bulunduğumuz bölgenin geleceğini şekillendirecek tarihi gelişmeler yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecektir.
Bu yazı 315 kere okundu.
|