|
Geçen hafta ki yazımda referandum mu yoksa güven oylaması mı? başlıklı bir yazı yazmıştım.
Neden Hayır?
AKP’nin yargıyı zaptetme gayesi ile meclisten tek başına geçirdiği anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulması için 12 Eylül tarihi seçiliyor. Paralelinde askere husumet güden ve darbe korkularını tahrik eden bir propaganda taktiği benimseniyor. Özel yetkili mahkemenin benzeri görülmemiş kitlesel tutuklama kararı ile propaganda döneminin perdesi açılıyor. Bu karar, komuta hiyerarşisini belirleyecek Yüksek Askeri Şura arifesinde veriliyor, çok sayıda generalin önü kesiliyor. Askerlere yönelik son yığınsal tutuklama dalgası, internete yansıyan tepkilerden anlaşılacağı gibi kamu vicdanında tepkiler doğurmuştur.
Referandumda HAYIR demek için bir değil iki sebep vardır şimdi:
1. İktidarın darbe ve asker takıntısı Silâhlı Kuvvetler’i mağdur etmekte, terörle savaşa zarar vermektedir.
2. Özel yetkili mahkemelerin uygulamalarından iktidarın şikâyetçi görünmemesi, referandumu kazanırsa bütün mahkemeleri özel yetkili mahkemelere dönüştürmeye çalışacağı şüphesini uyandırmaktadır.
Herhalde referandum gününe kadar birileri “Uyan Türkiye” diye bağıra bağıra halka tehlikeleri gösterecektir. Vicdanlar “Terörle savaşan bir orduyla bu kadar da uğraşılmaz” diye ayağa kalkacaktır. Ta en baştan beri mağduriyetin kaymağını yiyen AKP’nin sonu da adaletsiz davranarak yarattığı mağdurların elinden olacaktır.
Evet çıkarsa;
Terörü siyasetin aracı olarak kullanan niyetin iyilik düşünmesi mümkün değildir.
Hayalciliğe kapılan aydınlar önlerini göremiyorlar.
Demokratik haklar verildikçe terörün duracağını zannederek tehlikeli yanılgılar içine sürükleniyorlar.
İktidarın terörle mücadelede askeri tedbirlere ağırlık veren bir anlayışı benimser görünmesi acaba yanlışını fark etmesinden mi yoksa tuttuğu yolun önümüzdeki referandumda ve seçimde AKP’ye oy kaybettireceği endişesinden mi doğuyor?
Bunu ancak referandum “evet” ile sonuçlanırsa göreceğiz. Çünkü öyle bir durumda Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden inceleme yetkisi taşıdığına dayanan tez yüksek mahkemede kontrolü ele geçirecektir.
Ve böylelikle Anayasa’daki değiştirilemez maddelerin sigortası, muhafızı kalmayacaktır.
Bugün ulus devleti tartışmaya açan zihniyet, o zaman Türk milliyetçiliğinin barışçı ve bütünleştirici tarifini bozup ırkçı iftiralar üreterek iktidarı “cesur davranmaya” zorlayacaktır!
Referandumda oy verirken “demokratik hukuk devletinin geleceği”ni elbette düşünmek gerekiyor. Ama sonuca bağlı tehlike o kadarla kalmıyor.
“Tek vatan, tek millet, tek devlet” diyenler de çok çalışmalı, halkı uyarmalıdır!
Bu Anayasa değişikliği aldatmacalarla doludur.
“Olumlu maddeler arasında işadamlarının gözünü boyayacak ‘ekonomik suçlar için yurtdışı yasağı konmaması ’ da var. Ama bu madde zaten Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti, niye koydunuz? Ayrıca bu ve benzeri maddeler anayasa konusu olacak şey midir” diye sormak. “Memurlara toplu sözleşme demişsiniz, içinde grev hakkı yok. Toplu sözleşme grev hakkını içerir, bu ne aldatmacadır, memurun yaptırım hakkı olmayan sözleşme olamayacağına göre amacınız sadece 3 milyon memurun oyunu almak mı” diye sormak akıllarına gelmiyor.
“Hayır” demek için öyle çok neden var ki inanın saymakla bitecek gibi değil! İktidar referandum sürecini “darbe karşıtlığı” stratejisi üzerine oturttu. Nitekim iktidar yanlısı medya 102 yakalama kararını hemen 12 Eylül’le bağdaştırdı. Yapılan yayınlardan anladığımız kadarıyla iktidarın askeri bu kadar çaresiz hale getirmesi bir “kahramanlık” olarak sunuluyor. “12 Eylül’de buna cesaret eden çıkamamıştı” mesajı verilmeye çalışılıyor.
Tabii işin aslına bakarsanız bu değişiklikler AKP iktidarının ve yandaşlarının işine gelmiyor. Bu nedenle, AKP kazanmak için çok çaba harcayacaktır ama referandumda “evet” çıkmamasına çok üzülmeyeceklerdir. Bence AKP yüzde 45 ve üzerindeki “evet” oyuna daha çok sevinecektir.
Bir sonra ki haftaya buluşmak üzere sağlıcakla kalın.
Bu yazı 583 kere okundu.
|