|
12 Eylül’den bu yana gerçek anlamda ilk kez “anayasa değişiklikleri” konusunda referandum yapılıyor. Bundan önce siyasi “yasakların kalkması ve cumhurbaşkanını halkın seçmesi” konularında referandum yapılmıştı ama ama bunlar tek maddelik oylamalar olduğundan bugünkünden farklıydı.
AKP anayasa değişikliğine karar verdiğinde, aslında hedefinde üç madde vardı. Biri parti kapatmayla ilgili, diğeri Anayasa Mahkemesi’nin yapısıyla ilgili diğeri de HSYK’nın yapısıyla ilgili maddelerdi. AKP parti kapatmayı kendi adına beceremedi ve madde daha Meclis’teyken düştü. Diğer iki madde ise geçti.
Geniş bir katılım olmadan hazırlanan anayasalar dayatmadır. Belki bunları geçirmek mümkün olabilir ama kısa süre içinde sakıncaları ortaya çıkar ve durum eskisinden bin beter olarak tekrar toplumun önüne gelir. Buna kimsenin hakkı olamaz.
Meydanlarda boylu-poslu tartışmalar sürerken, milletin asıl sorunları "ileri demokrasi" şalı ile örtülüp nadasa bırakılması ve tartışmaların "evet-hayır" restleşmesine dönüşmesi demokrasimizin kalitesini göstermektedir.
Zaten düşünce ve fikir özgürlüğünü demokrasi içine yerleştiren mantık da budur.
AKP nin mitinglerinde görülen kodlanmış "evet" çiler ve neye evet dediğini geveleyen yandaşlar bu demokrasilerde yoktur.
Hele ki, Bir milletin mutabakat metni olması Anayasal metinlerin konuşulmaması, getiri götürü hesabının tartışılmaması sivil toplum kuruluşlarına bitaraf olmazsan bertaraf olursun tehdidinde bulunulması hiçbir demokraside kabul edilemez bir yanlıştır. Sivil örgütlerin bu tehdit karşısında tarafgirlik yapmaları ise düşündürücüdür.
Başbakan şimdi de Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından TUSİAD’ ı “Bitaraf olan bertaraf olur” tehdidi savurdu. Kimse, “Bir gün onları bertaraf eden bizi de eder” diye düşünmemektedir. Bununla beraber, AKP “bizi millet seçti ve yaptık oldu” türevli bir demokrasi icat edilecekse o başka tabi. Böyle bir mantığa da zaten demokrat denemez!
Bir tarafta “evet” denirse "illeri demokrasi" olur, “hayır” derseniz “darbeleri” savunursunuz! gibi bir yaklaşım içinde referanduma gidilmesi olağan mantık ilkelerine aykırı bir durumdur.
Sayın Başbakanımızın “Bitaraf olan (tarafsız), bertaraf olur” demesiyle hem genelde hem yerelde bazı sivil toplum örgütleri hangi tarafta olduklarını belli etmeğe başlamışlardır. Son günlerde yerel gazetelerimize demeç veren sivil toplum kuruluşlarından Soma İşadamları Derneği ve Memur-Sen referandumda “evet” vereceklerini, Halk Evleri, Kamu-Sen ve Kesk ise “hayır” oyu vereceklerini belirttiler. Ancak adı geçen bu sivil toplum örgütlerinin bu meyanda görüş belirtmelerine hiç gerek yoktur. Çünkü bugün Soma dağlarında çobanlık yapan kişi dahi, bu örgütlerin hangi eğilimde olduklarını yani “Bozacının şahidinin şıracı” olduğunu gayet iyi bilmektedir.
“Evet” çilerin listesine bakıyoruz, birkaç etkili sivil toplum kuruluşunun dışındakilerin hepsi tabela derneği görünümündedirler. Malum tabelalar da zaten tenekeden yapılıyor.
Büyüklü, küçüklü bu sivil toplum kuruluşlarının başkan ve yöneticileri “evet” kararı alırken üyelerine sordular mı?
Bu eleştiriyi yaparken sivil toplum kuruluşunun “Biz eferandumda ‘hayır’ veya ‘evet’ oyu verme kararı aldık” demesine de karşı olduğumu vurgulamak isterim.
Beyler; herkesin oyunu kendi özgür idaresine bırakın.
İsteyen “evet” desin, isteyen “hayır” desin.
Bu arada biz de “bertaraf oluruz” diye korkuyorsanız, bari susma hakkınızı kullanın.
Bu hafta Perşembe günü Ramazan Bayramı. Ben başta İslam âlemi olmak üzere tüm Somalıların Ramazan Bayramını kutlar, sağlık ve esenlik dolu günler dilerim.
Bu yazı 6326 kere okundu.
|