|
Herkes 90’lı yılların sonunda TBMM çatısı altında milletvekilliği görevini yürüten Kubilay Uygun’u çok iyi tanır. Bu zatın kısaca çetrefilli siyasi geçmişini tanımak istersek;1983 yılında DYP Sincanlı İlçe Başkanlığı nın kuruluşunun içinde bulundu. 1984 yılında DYP İl Genel Meclisi üyeliği görevinde bulundu. 1989 yılında ANAP Sincanlı İlçe Yönetim Kurulu üyeliği ve İl Genel Meclisi üyeliği yaptı. 1994 yılında CHP Sincanlı Belediye Başkan adayı oldu. 24.Aralık.1995 yılında yapılan genel seçimlerde DSP’den Afyon Milletvekili oldu. 1,5 sene sonra DSP’den istifa ederek DYP’ye katıldı. 2 gün sonra DYP’den istifa ederek tekrar DSP’ye girdi. 1 ay sonra DSP’den yine istifa ederek DYP’ye katıldı. Yaklaşık 1 sene sonra DYP’den istifa eden Kubilay Uygun MHP’ye girdi. Bu partide 1 ay duran bu zat bağımsız kaldıktan 6 ay sonra DTP’ye katıldı. Şu anda siyasetini Ulusal Birlik Patisi’nde devam etmektedir.
İşte bu yaptığı siyasi manevralarla Guiness Rekorlar kitabına giren o zaman ki partilerden bir tek Refah Partisi’ne girmediği kalmayan Kubilay Uygun’un lakabı “Fırıldak Kubi” olarak kalıvermiştir.
Bu “Kubi”ler yıllar geçtikçe o kadar çoğaldı ki, Allah’a şükürler olsun, Manisa’mızda bu “Kubi”lerden nasibini aldı. İsmini açıklamadan Manisa’dan bir “Kubi” örneği vermeye çalışacağım. Bu zat 1990 lı yılların ortalarında sosyal demokrat görüşlü olmasına rağmen Manisa’nın büyük ilçelerinden birinde merkez sağ bir partiden belediye başkanı adayı gösterildi ve seçildi. 5 sene belediye başkanlığı görevini yaptıktan sonra yeniden yapılan yerel seçimlerde aynı merkez sağ partiden aday gösterildi ama seçilemedi. 2002 ve 2007 yılında yapılan milletvekili seçimlerinde yine bu merkez sağ partiden önce 5. daha sonra 2. sırada milletvekili adayı gösterildi fakat seçilemedi. Adını vermediğim zat, siyasette yenilmekten bıkmamış olacak ki 2009 yılında yapılan yerel seçimlerde (duyduğumuza göre aday olabilmek için önemli bir meblağ bağış yaptığı iddia ediliyor) radikal merkez sağ partiden belediye başkanı adayı olmak istemiş ancak son anda aday gösterilmemiştir. Son olarak ideolojinin arka plana atıldığı, koltuğun ön plana çıkan felsefeyi savunan bu zat 2011 genel seçimlerinde iktidar partisinden aday adayı olmuş ancak yapılan temayül yoklamasında ilk otuzun içine dahi girememiştir. Kısacası siyasette insan kendini nasıl küçük duruma düşürür, nasıl kendi kendini bu kadar ezdirir bunun örneğini görmekteyiz. Bu iki örnek “Kubiizm” felsefesinden başka bir şey değildir.
İlerde 1997 krizinin tarihi yazılırken herhalde "Kubilay Uygun" adı başta anılacaktır. Bir dönemi anlatmak için herhalde daha uygun bir simge bulunamaz.
Ne renkli bir siyasi hayat değil mi?
Onlar, bizim ikiyüzlü ahlâk anlayışımızın Meclis teki temsilcisidirler.
Meclis in haline bakıp, onları kalaylayarak rahatlamamız mümkün. Ancak unutmayalım ki, o kalayın üzerinde görünen yüzler bize aittir.
Herkes bu “Kubi”lere kızıyor. Yaptığı olağanüstü bir şey ve taşıdığı mesaj müthiş! Bence “Kubi”lere kızmak yerine onlara teşekkür etmek ve hatta plaket vererek ödüllendirmek gerekir.
Neden?
“Kubi”ler yaptıkları fırdöndü operasyonuyla sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne sermişlerdir. Devlet öyle bir sistemle yönetiliyor ki bütün üçkâğıtlara müsaittir. Vatandaşın hayrı dışında her şer bu sistem sayesinde kendisine yer edinebilir. Her üçkâğıtçı, bu sistem sayesinde istediğini yapabilir.
“Kubi”ler işte bunu gösterdi ve kanıtladılar. Onlar bunu ortaya çıkararak milleti uyarmak ve “peşinden gittiğiniz liderlerin kalitesi işte bu” demek için böyle fırdönüp durdular. Sorun kendilerine, Evet aynen öyle. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim diyeceklerdir. Ya hala o liderlerin peşinden giden, ellerini öpen, önünde kurbanlar kesip taklalar atan partililer?
Onların hiç mi suçu yok? Veya onların ne kabahati var?
Merak ediyorum; Bu zatları tekrar tekrar partilerine alan ve kayıt törenleri düzenleyen parti liderleri, acaba hiç yetkili kurullarının görüşünü aldılar mı? Sanmıyorum. Bütün partilerin yetkili kurulları var evet fakat onların yetkisi genel başkanın isteklerini onaylamak ve onu parti içi eleştirilerden korumak, yerini sağlamlaştırmaktan ibarettir. Parti diye bir şey yok ortada aslında. Liderler ve adamları var. Ağalar ve marabaları gibi. Feodal siyasi sistem, elbette “Ağa takdiri”nin ötesinde herhangi bir ihtiyari reye imkân tanımayacaktır.
İhtiyari ve istişari rey, yani bağımsız fikir müşterekliği olmaksızın yapılan siyaset, sonuçta demokrasiye değil, despotizme oturur ülkeyi ve üçkâğıtçıların en rahat serpilip geliştikleri sistem de despotizmdir. Yanardöner ve yalar öper insanlar sürekli kazanırlar, kaybeden ise devlet ve millet olur.
“Kubi”leri astık kestik diyelim, ne değişecek. Yarın başka Kubi ler çıkacak ve bir süre sonra fırdöndülük kanıksanacak ve hatta “siyasi bir gelenek” olup çıkacaktır.
Öncelikle siyasi parti liderlerinin kendilerini “ağa”, milletvekillerini ve üyelerini “maraba” haline getiren siyasal düzen değiştirmeleri gerekmektedir.
Bir daha ki haftada görüşmek sağlıcakla kalın diyorum. Saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Bu yazı 707 kere okundu.
|