|
Cumhuriyetimiz kurulduktan sonra 1946 yılına kadar tek partili sistemle yönetilen ülkemiz, bu tarihten sonra çok partili sisteme (İki Parti) geçmişti. 1960 darbesiyle sekteye uğrayan demokrasi bir süre askeri idareyle yönetilmiş, daha sonra seçimlere gidilmişti. 1980 yılında yapılan askeri darbeyle ikinci defa sekteye uğrayan demokrasimiz, 1983 yılında diğer partilerin veto edilmesiyle üç partinin katıldığı bir seçim yapılmış idi.
1995 yılına kadar seçime giren parti sayısı yediyi geçmezken, o yıldan sonra Türkiye’de adeta parti enflasyonu oluşmuştur. Medyada biraz parlayan, canı sıkılan ve bazı kesimler tarafından gaza getirilen kişiler parti kurmuştur. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar çok sayıda parti bulunmamaktadır. Önüne gelenin parti kurmasını engellemek için yeni düzenlemelerin mutlaka yapılması şarttır. Önemli olan partilerin sayısının çokluğu değil, mevcut partilerin halkın ve ülkenin istekleri, eksikleri doğrultusunda çalışmalarıdır. Bu hızla gidilirse on sene sonra 100 parti kurulmuş olur ve de işte o zaman seçmenin kafası karışır ve her seçimde toto oynar gibi oy atar ve gerçek partisini bulamaz.
Öte yandan Türkiye’deki siyasi partiler, değişik görüş ve düşüncede olabilirler, ancak icraatlarında, Türk toplumunun tamamına hizmet etmek ve çıkarını gözetmek, icraatlarına ülke perspektifinden bakmak zorundadır. İçinde yaşadığımız çağda, siyasi partilerin; vatandaşları fikir, düşünce, giyim, özellikle de inançlarına göre ayırım yapmak gibi bir lüksü de yoktur.
Türk insanı, artık gerçekleri görmelidir. Çok partili dönemde siyasi partiler, ülke sorunlarını çözemedi. Bilakis var olan sorunlara, yenileri eklendi. Dün olmadığı gibi, bugün de, gelecekte de partiler belki umut olmayacaklar. Çünkü Türkiye’de, siyaset ve siyasetçi, Türkiye’nin gelişmesinin ve sorunlarının çözümünün önünde, ciddi bir engel olduğu gibi, sorun yaratan taraf olarak görülür.
Geçen hafta ki yazımda seçim sisteminin ne kadar aksak olduğunu ve % 10 seçim barajının partiler önünde bir engel olduğunu yazmış idim. İşte % 10 seçim barajını geçemeyeceğini anlayan siyasi partiler seçim yasasında ki açık kısımlardan yararlanarak milletvekillerini bağımsız olarak seçime sokmuşlardır. Bunun ilk örneğini o zaman ki DTP gerçekleştirmiş ve 2007 yılında yapılan Genel Seçimlerde 20’ye yakın milletvekili çıkarmış idi. Daha sonra kapatılan DTP, BDP olarak siyaset sahnesine girmiş ve 2011 yılında yapılacak genel seçimlerde milletvekillerini yine bağımsız olarak göstermektedir.
Bunu örnek alan diğer partilerde aynı atak durumuna geçmişlerdir. BDP’yi örnek alan diğer parti de TİP’dir. Bu sebeple AKP ve BDP haricinde başta CHP olmak üzere diğer partilerle ittifak arayışına giren bu parti, ret cevabını alınca milletvekillerini aynı BDP gibi bağımsız sokma planını devreye sokmuştur.
Medyadan izlediğimiz kadarıyla İşçi Partisi Genel Başkan Yrd. Mehmet Bedri Gültekin “İşçi Partisi, milletimizin bu temel talebini dikkate alarak hareket etmiştir. 12 Eylül’de gerçekleştirilen referandumdan hemen sonra, başta CHP olmak üzere, AKP ve BDP dışındaki partilere, demokratik kitle örgütlerine ve emek örgütlerine giderek, birlikte hareket etmek ve seçimlere tek bir liste olarak girmek gerektiğini anlattık. Kendini Amerika’ya, sırtını Millete Dönen CHP, Güçbirliği Önerimizi Reddetti! CHP, AKP’nin kuyruğuna takılarak, milletin güçbirliği beklentisini yanıtsız bırakmıştır.” demiştir. Son cümleyi açarsak, Gültekin burada milletin beklentisi demek yerine İşçi Partililerin beklentisini yanıtsız bıraktı deseydi doğruyu söyleyecekti. Ayrıca CHP ittifak teklifini kabul etseydi, CHP için kendini Amerika’ya sırtını millete dönen kelimesini kullanabilecek miydi? Veyahut İşçi Partisi CHP ile ittifaka gitmeden önce bu partinin Amerikan yanlısı olduğunu yeni mi öğrendi, ittifak oluşsaydı, bu cümleleri kullanabilecek miydi? Ayrıca aynı kişi AKP ve BDP dışında ki tüm partilere ittifak için başvurduklarını söylemektedirler. Diğer partilerden de ses gelmediğine göre ittifak ses vermemiştir. Sonuç olarak bu partiye göre ittifakı kabul etmeyen tüm partiler Amerikan yanlısı ve AKP’nin kuyruğuna takılan partilerdir. Bu kadar ucuz politika yapılır mı? Biz yapılan bu siyasete halkın tabiriyle mahalle siyaseti (Kısır Döngü Siyaseti) deriz.
Yine aynı partinin adını hatırlayamadığım diğer genel başkan yardımcısını kanalın birinde izlemiş idim. Bir vatandaş tarafından kendisine yöneltilen “AKP’nin kuyrukçuları AKP’yi yıkamaz diyorsunuz. Sizin alacağınız oylar AKP karşıtı diğer partilerin alacağı oya zarar vermez mi?” sorusuna “CHP ve MHP’liler gönüllerini ferah tutsunlar, biz onlardan değil AKP’den oy alacağız” diye ucube bir cevap vermiştir. Ben bu sözleri söyleyenlere şu atasözüyle seslenmek istiyorum. “Beyaz Köpeğin, pamuk pazarına zararı vardır”.
Kısaca yıllardır seçimlere giren ve % 2 den fazla oy alamayan TİP’in önderliğinde oluşturulan Cumhuriyet Güç Birliği’ni ben bir vatandaş olarak Doğu Perinçek’i Kurtarma Birliği olarak görüyor ve anlıyor, bu kadar basit politika yapmaktan da kendimizi kurtaralım diyorum.
Bir daha ki haftada aynı köşede buluşmak üzere saygı ve sevgilerimi sunuyor, sağlıcakla kalın diyorum.
Bu yazı 471 kere okundu.
|