|
Bu hafta da ders alacağımız ve ilginç hikâyelere devam ediyoruz.
Kurtların, kuşların dilinden anlayan Hazret-i Süleyman A.S. a gelen bir adam yalvarır.
- Ne olur, ey Allah’ın nebisi bana da hayvanların dilini öğret de ben de konuştuklarından anlayayım.
Hz. Süleyman buna izin vermez.
- Olmaz, Sen onların konuştuklarını dinlersen sabredemezsin. Arkasında ki hikmetleri düşünemezsin. der.
Ne var ki adam ısrar eder, Süleyman A.S. de adama hayvanların dilini öğretir. Sevinçle evine gelen adam çöplükte ki köpekle, horozun konuşmalarını dinlemeye başlar. Bir ara köpekten şu sözleri duyar. Yanında ki horoza diyor ki;
- Horoz kardeş, sen arpayla, buğdayla da karnını doyurabilirsin. Biraz ötede ki taneleri yesen de ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı? Benim karnım çok açtır.
Horoz şu cevabı verir;
- Sabret köpek kardeş, yarın buraya ağanın ölen eşeğini getirip bırakacaklar. Bolca et yer, karnını iyice doyurursun.
Bunu duyan ağa hemen koşar, ahırda ki eşeği alıp pazarda satar. Kendi kendine söylenerek döner.
- İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek elimde ölecekti.
Ertesi gün çöplükte ki seslere yine kulak kabartır. Köpek sitem etmektedir horoza;
- Hani ağanın eşeği ölecekti de, ben de bolca et yiyecektim ya?
Horoz cevap verir;
- Ağanın eşeği öldü ölmesine de, satın alan zavallının elinde öldü. Ağa açıkgözlülük edip eşeği sattı. Ama üzülme, bu sefer ağanın atı ölecek. Buraya getirip bırakacaklar. Bolca et yer, karnını doyurursun.
Ağa yine hızla kalkar, ahıra gidip atı alarak pazara götürür, satar. Dönerken de yine söylenir;
- İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa at da elimde ölecekti.
Çöplüğe gelip yine kulak misafiri olur. Bu sefer köpek horoza daha yüksek sesle sitem ediyor;
- Horoz kardeş, beni yine aldattın. Hani ağanın atı ölecekti ya?
- Ağanın atı öldü ölmesine de, attığı zavallının elinde öldü. Üzülme, bu sefer daha büyük bir ziyafete konacağız hep birlikte.
Köpek inanmaz;
- Hadi hadi beni yine aldatıyorsun.
Horoz cevap verir;
- Hayır aldatma falan yok. Durum kesin. Çünkü bu sefer ağanın kendisi ölecek, malına gelecek olan bu sefer canına gelecek. Arkasından yemekler yapılıp, etler pişirilecek, artanını da bizlere dökecekler. Ye yiyebildiğin kadar.
Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar;
- Yok mu beni de satın alacak biri.
diye söylenir.
derken gece hastalanan ağa, sabaha çıkmaz ölür. Arkasından yapılan yemek, pişirilen etlerden artanlar çöplüğe dökülür. Uzun zaman hayvanlar ziyafete konmuş olurlar. Bu sırada horoz söylenir;
- İnsanlar, “Keşke canıma gelecek olan malıma gelsin” diyebilselerdi de hileye başvurmasalardı. Bunda da bir hayır vardır diye düşünselerdi. Bunu diyemiyorlar maalesef. Sonra da mallarına gelen canlarına geliyor ama pişmanlık fayda etmiyor.
GÜNÜN FIKRASI:
Bir gün Viyana’da Avusturyalı bir Türk’ün arabasına binmiş, yolda ilerlemeye başlamışlar. Lambalara gelince ışık kırmızı olmasına rağmen bizim Türk gaza basıp geçmiş. Avusturyalı şaşkın bir edayla;
- Kırmızı ışıkta niye geçtin?
Bizimki kendinden emin bir ifadeyle;
- Ben Türk’üm.
Yola devam etmişler ve karşılarına yine kırmızı ışık gelmiş, durmaksızın devam etmiş. Avusturyalı biraz da alaylı bir ifadeyle;
- Niye kırmızıda geçtin?
Bizim ki aynı emin ifadelerle;
- Ben Türk’üm.
Yola devam etmişler. Epeyce bir yol aldıktan sonra yine lambalara yaklaşmışlar ve ışıklar da yeşilmiş. Bizim şoför acı bir fren yaparak durmuş. Durmasına karşılık, Avusturyalı arkadaşı sormuş;
- Yahu niye durdun, devam etsene.
Bizim Türk korkak bir sesle;
- Bir Türk geçebilir!!!...
Bir sonra ki haftaya aynı köşede bir başka konu üzerinde buluşmak üzere saygı ve sevgilerimi sunuyor, sağlıcakla kalın diyorum.
Bu yazı 441 kere okundu.
|