|
Bu hafta da Soma’da oluşan olaylardan iki tanesini in ve out çerçevesinde irdelemeye çalışacağım. Önce in’e bakalım.
12 Eylül 1980 ihtilalından sonra üç seneyi geçen bir süre askeri yönetim ülkenin başında durmuş ve sonunda demokrasiye geçilmişti. Ülkemizde seçimler yapılmış ve tek başına bir parti iktidar olmuştu. Ülkemizde bu gelişmeler olurken, ilçemizde de tekrar demokrasinin gelmesine sevinen ve Güzel Soma’mıza ne gibi hizmetler yaparız düşüncesiyle bir araya gelen ilçenin ileri gelenleri ve işadamları bir dizi toplantılar yapmaya başladılar. Yapılan bu dizi toplantılar sonucunda toplantıya katılanların çoğunun kafalarını “Acaba daha önceleri Soma’da iyi niyetle kurulan ama kısa zamanda hüsranla sonuçlanan SOMTAŞ olayı bir durumuna düşer miyiz” endişesi karıştırıyordu. Ama yılmadılar, yorulmadılar ve bu uğurda azimle çalışarak ve yollarına devam ederek şirket yerine Soma’ya genel olarak seslenecek bir vakıf kurmayı tasarladılar.
Sayın Hüseyin Körük başkanlığında toplam 19 değerli zat bugün bile Soma halkının Huzur Evi dedikleri Soma Sağlık ve Eğitim Vakfını 1985 yılının başında kurmayı başardılar.
Aradan seneler geçtikten sonra Soma halkının da yardımlarıyla ilk hizmet olarak eski Devrim Ortaokulu binasının yerine huzur evi için yeni binanın yapımına başlayan vakıf heyeti, binanın bitirilip 1997 yılı başlarında hizmete sokmasıyla başarılı bir çalışmaya imza atmış oldu. 2000 Senesi başlarına kadar hem özürlülere hem de yaşlılara hizmet veren bu binanın yetersiz kalmasının gözlenmesinden sonra yeni göreve gelen Sayın Mustafa Bayraktar başkanlığında ki vakıf heyeti gayretli çalışmaları, Soma halkının ve ilçede bulunan kurumların katkılarıyla ek bir binayı daha hizmete soktular. Bu binanın evveli sene açılmasıyla eski bina özürlülerin hizmet gördüğü yeni bina ise huzur evi adı altında genellikle Somalı yaşlıların bakımının yapıldığı bina olarak hizmete girdi.
Geçenlerde Vakıf Başkanı Sayın Mustafa Bayraktar’ın daveti ile beraberce bu iki binayı gezme fırsatını buldum. Huzur evi adı altında açılan bu bina gerçekten ülkemizde bulunan birçok otelden kat kat daha iyi olduğunu gözlemledim. Burada yatanlara hizmetin ayaklarına kadar geldiğini, hizmet yapan personelin ne kadar özverili çalıştıklarını gördüm. Yine burada kalan başta Soma eşrafından herkesin tanıdığı Faik Amca (Özdemir) olmak üzere birçok kişiyle görüştüm, hepsi hayatlarından çok memnun görünmektedirler.
Bu olumlu hizmetlerden bahsederken, huzur evi ile ilgili olarak bir olayı da anlatmadan geçemeyeceğim. Bundan yaklaşık 5-6 ay önce Huzur evinde kalan ve orada vefat eden, babamın da arkadaşı olan değerli bir zatın cenazesine gitmiştim. Huzurevi, Cami ve kabristan arasında cenazenin defnedilmesiyle ilgili geçen süreç içerisinde huzur evi çalışanlarının sanki kendi yakınlarının cenazesi varmış gibi canla başla çalışmaları, beni gerçekten duygulandırdı. Cenazede hiç kimse olmasa bile biz varız dediler. Bu konuda özverili çalışmalar yapan başta İlçe Sosyal Hizmetler Müdürü Sayın Cafer Öcal ile müdürleri Sayın Mustafa Öztürk ve çalışanlarını tebrik ediyorum. Sanki bu kuruma Avrupai bir hava getirmişler. Çalışmalarının her daim böyle sürmesini diliyorum.
Bunun yanında Vakıf Başkanı Sayın Bayraktar beni Turgutalp yolu üzerinde ki vakfın önderliğinde yeni inşası başlayan rehabilitasyon merkezini gezdirdi ve bu yer ile bilgiler verdi. Çalışmalara imrenerek baktım ve bir Somalı olarak gururlandım.
1980 li yıllardan bu yana Soma’da bu büyük atılımları başlatan vakıf başkanlarından Sayın Hüseyin Körük ve ekibine, bu çalışmaların fitilini ateşleyen Sayın Özer Albayrak ve Sayın Rıfat Emekçi ile şu anda görevleri başında bulunan, hizmetlerine hizmet katan vakıf başkanı Sayın Mustafa Bayraktar ve ekibini kutluyorum. Çalışmalarını yılmadan hızla devam ettireceklerine inanıyorum.
Ancak bu hizmetler ilçemizde görev yapan kaymakam ve belediye başkanı ile kurumların desteği olmadan kesinlikle yapılamayacağının da bilinci içersindeyim. Bu üç makamın bu hizmette ki maddi ve manevi desteklerini bir kenara atamayız. Şimdiye kadar yapmış oldukları destek ve bundan sonra da yapacakları katkılardan dolayı bir Somalı vatandaş olarak şükranlarımı arz ediyorum.
Gelelim konumuzun bu hafta ki out kısmına;
Yüz bin nüfusa ulaşan ilçemizde bariz olarak göze çarpan eksikliklerden birisi, insanların akşamları ailecek gidecekleri bir nezih restoranın olmayışıdır. Hem Soma’da yaşayan aileler hem de dışarıdan iş veya ziyaret için gelen kişilerin bu şikâyetlerini her zaman duymaya alışmışızdır. Geçmiş yıllarda Soma’da yaşayanların akşamları nezih bir restorana gidebilmeleri birçok girişimci tarafından işletmeler açıldıysa da, bu faaliyetler hep kısa süreli olmuş ve kepenklerini kapatmışlardır.
Yanı başımızda nüfusu bizimle beraber komşu ilçeler olan Bergama ve Akhisar’da insanların ekonomik yönden her kesimine hitap edecek restoranlar varken, niye bizim ilçemizde buna benzer restoranların açılmasıyla kapanması bir oluyor.
Geçenlerde Soma’da bahsettiğimiz işle iştigal eden ve inatla işini sürdüren bir müstecir kardeşimle bu konu üzerinde sohbet yapma fırsatını buldum. Kendisine bir dokundum bin ah işittim. Yakınmasına ben de hak verdim, kendisi şöyle diyordu:
“Soma’da iki büyük kurum varken ve kurumlara ait lokaller Soma halkının geneline açık oluyorsa, bunun yanında bu kurumların bu işletmeleri kira, elektrik, su parası vermez iken biz nasıl bunlarla ekonomik açıdan mücadele edebiliriz” demektedir.
Gerçekten bu kardeşim yüzde yüz haklı olup, yakınmasının da eleştirilecek bir yanı yoktur. Ne kadar fiyatları aşağıya çekerlerse çeksinler, ne kadar yenilik getirirlerse getirsinler, bu orantısız şartlarla hiçbir müstecir mücadele edemez.
Bu şartlarla mücadele edemeyen müstecirler mekânlarını kapatırsa, Soma’da yaşayan herkes bu kurumlara gitmesi sonucunda kendi çalışanları içinde bir takım sıkıntılar başlar ki, sonucunun nereye varacağını herkes tahmin eder.
Umarım ki bu olumsuzluklar ortadan kalkar ve Soma’da halkın akşamları gidebileceği restoranlar ayakta durabilir diyebilmekle yetiniyorum.
Bir daha ki haftada başka bir konuda aynı köşede buluşmak üzere saygı ve sevgilerimi sunuyor. Sağlıcakla kalın diyorum.
Bu yazı 522 kere okundu.
|