|
SOMA’DA ESKİ PAZARLAR 3
Bu hafta yine 1938- 1943 yılları arasında Tarhala Köyü’nde öğretmenlik yapmış olan Bünyamin Avni Altıner’in o yıllarda Soma ve Tarhala üzerine izlenimlerini sizlere aktarmaya devam edeceğim.
“Köyde (Tarhala’da) 60-80 kar kuyusu vardır. Bunların her biri yılda 50-100 lira getirir ki, dondurma satılırsa daha karlıdır. Bir taraftan gezer ve alışveriş edilirken, bir taraftan da aile efradından biri çarşıda ilk önce kasaba uğrayıp ciğer ve işkembe tembih eder ki; Pazardan bunu almak adettir. Sığır eti yemezler, ekseri yedikleri diğer etlerdir. Bazen köyde kesildiği için şehirde ekseri but veya kol tarafından kıymalık yani kavurma olmak üzere et alırlar. Ve bunları torbacıklara koyarlar. Bundan sonra bakkala giderler, oradan da mutlaka pazarlık ederek bakkaliye eşyasını alırlar. Ve hiçbirini kâğıda koydurmayarak, hususi keselerine döktürerek ağzını bağlarlar. Bilhassa kahve, çay bol içtikleri için bunları çok alırlar. Uğradıkları yerlerden biri de sebzecilerdir. Burada ki pazarlıkları çetin olur.
- Şu patlıcanın dördünü alalım.
- Canım olmaz, üçü beş kuruş.
- Bu kadar zamanlık müşteriyiz, şimdi bahçıvanı mı değiştirelim? Daha büber, domates de alacağım, gidiyorum.
Bahçıvan bu ağız üzerine;
- Tarhalalı değil misin, al bakalım, yine herkese yapmadığımızı sana yapıyoruz. Doldur heybene.
Tarhalalı nazlanır;
- Sadıcım, bu alışverişe darılmak olmaz. Ziyan ediyosan, buna gönlüm kail (razı) değil, başka yerden alalım.
Diyerek yerden heybesini alır.
Ağustos ayı gelince kurutmak için Tarhalalıların yüzlerce patlıcan aldığını bir lahza düşünen bahçıvan, Tarhalalının bu nazlı tok sözüne de ses çıkarmaz. İstediğini yapar. Bazılarının elinde birer bakır bunlar da yoğurt almaktadır.
Bazısı yoğurdu da keseye aktartarak suyunu süzdüre süzdüre götürür. Ve yolda bunu semerinin arkasına asar, suyunu akıta akıta köye gelince bir musluk altında güzelce yıkar, yanına bir çiviye asarak lazım oldukça kaşıkla bir çanağa koyar sulandırır; veya bir tepsi içine koyarak kurumaması için su içinde kese ile bırakır. Bunların bu şekilde yoğurt nakletmelerinden dolayı Tarhalalılara yoğurt alırken rastladıkça; Neye bunu eşeğin semerine asıp derisini sürte sürte götürecek bu yoğurtları eşek terini bulaştırmadan ve eşek kokusunu sindirmeden yiyemiyorsunuz vesselam diye kızdırırlar.
Son zamanlarda ekserisi ufacık bakraçlara doldurup üstünü bir bezle bağlarlar. Çarşıda yine bir pazarlığa rastlıyoruz. Bir Tarhalalı bir köylü ile konuşuyor.
Zavallı köylü bütün hesaplarını, vaziyeti maliyesini alt üst eden bir evlat acısı gibi çöken birkaç gecedir uykularını kaçıran üç gün evvel ölmüş öküzünün son mirası derisini satmaya çalışmaktadır. Tarhalalı bunu görünce hemen yaklaştı ve güzelce deriyi muayene etti. Sonra da köylüye kırk yıllık kasapmış gibi çıkıştı.
- A.. Sadıcım bunu böyle mi yüzerler. Bak bütün etler, yağlar kalmış, bu nasıl arınır, beş para etmez. Diye yere atar.
Maksadı derinin kıymetini önce düşürmek sonra pazarlığa girişmek. (Meşhur darbı mesel bunların olsa gerek; Tabak sevdiği deriyi yerden yere çarpar derler)
Yine muayene eder.
- Bak, burada bıçak derine kaçmış. Hem bunu bozunca getirirsin. Ya neden böyle kendi başınıza iş yaparsınız? Sen bunu külleyip, tuzlayarak berbat etmeseydin daha pahalı alırdım. Ne istiyorsun bakalım?
- Kantarla mı, götürü mü?
- Nasıl istersen,
Der demez, akabinde deriyi bir daha ele alarak ağırlığını tahmin etti.
- Söyle bakalım.
- İki pangonot.
- Ne yapıyon sen, olur mu hiç, kaça okkası bunun sanki?
- Sen ver.
- Pazarlık etmiyeceğiz, bir söz, ver elini altı mecide alam mı? Bu da senin olduğu için, benim parada da uğur vardır. Allah tez zamanda sana bir öküz aldırır. Hiç meraklanma, oldu mu?
- Olmaz.
Tarhalalı altı buçuk, yedi mecit olmuyor mu der durur. Köylü de sarsılan kolunu kurtarmak için zaten bir iki Tarhalalı daha gelerek başına toplanarak her taraftan;
- Ver ulan, kimse almaz bunu.
diye başına koluna güya pazarlık icabı hızlı dokunmalardan sersemledi.
- Dokuz mecit olsun.
- Sen söylediğini bilmiyorsun.
Der ve Tarhalalı yürür giderse de, ona yardım eden diğer Tarhalalı bağırır.
- Halil İbrahim gel, biraz daha gayret edin yapın şu pazarlığı.
- Bana idare etmez. Yapamam, ziyan ateşten gömlektir. Üstelik ben buna emek dökeceğim.
- Canım verin şu ellerinizi.
Onları tekrar el ele tutuşturur.
- Ben bir şey söyleyeyim. Bir buçuk bankonota başını bağlayalım.
Köylü inat eder. Alıcı bu sefer çok azdan yürür. O kadar ki bir kuruş vere vere sekiz mecide çıkmıştır.
Aracı;
- İkisinin arasını bulalım. Sen yarım mecit alma, bu da versin.
diyerek sekiz buçuk mecitle pazarlığı bitirir.
Eğer kilo ile almak icap ederse, iş daha da uzar ve Tarhalalı son gayretle on para beş para yürür ve çok hesaplı hareket eder. Görülüyor ki pazarı tutan Tarhalalılar daima aldatırlar ve kazanırlar. Yalnız bir yerde aldanırlar, o da kadınları manifaturacıda kumaş alırken. Rengini, desenini sevdiler mi, gözleri görmez, pahalı da olsa alırlar.”
Bir daha ki haftada yine bu konunun devamında aynı köşede buluşmak üzere saygı ve sevgilerimi sunuyor. Sağlıcakla kalın diyorum.
Bu yazı 238 kere okundu.
|