|
Bu yazımda Soma’nın Tarhala Köyü’ne ait eski zaman Ramazan ve kış sohbetlerine yer vermek istiyorum.
Soma köylerinde, bilhassa Ramazan Ayı; iyi yeme ve eğlenme ayıdır. Bir kısım köylerde yalnız camilerin yanında konuk odası vardır. Bir kısım köylerde ise bu odalardan başka bir de ağaların odaları bulunur.
Son zamanlarda köylerde de kahvelerin açılmağa başlaması, bu odaları öldürmektedir. Bundan dolayı endişelerini izbar edenler çoktur. Bu odaların kalkması gerçi nezih bir kaynaşma, toplanma yerinin sönmesi gibi görünürse de her yerde böyle değildir. Bilhassa ikilik olan yerlerde kapanmaları çok hayırlıdır. Bu ağa odalarının böyle yerlerde bir nifak ve fesat yuvası olduğunu ve köyde ikiliği körüklediğini izaha lüzum görmüyoruz. Odası tek olan ve ağası bulunmayan köylerde kahvenin açılmaması çok yerindedir.
İşte bu odalar Ramazan gelince başka bir hususiyet alır. Yalnız cami odaları bulunan köylerde, köyün ileri gelenleri her akşam bir sofra tertip ederek odaya getirirler. Burada beraber yerler, içerler ve geç vakte kadar çeşitli hikâyeler, yüzük oyunları ile vakit geçirirler ve bazen birkaçı sahurda da imamı yalnız bırakmazlar.
Bu sofralar çok defa hep aynı yemekleri ihtiva eder. Bu Ali’nin, bu Ahmet’in, bu Hasan’ın diye beş on tas çorbadan sonra diğer yemekler artar kalır. Tanrı misafirleri de bu sofralarda izaz ve ikram oldukları gibi hususi misafirler de yine burada ağırlanırlar. Bunlar için en iyi yemek şehirden getirilen, elle yapılan pideli ve sirkeli paça ve et suyundan pilav ve tel kadayıftır.
Bu odalar Tarhala Köyü’nde ayrı bir hususiyet arz eder. Burada odalar yine ağaların olmakla beraber esaslı bir tasnife tabi tutulmuştur. Delikanlılar odası, köseler (yeni evliler) odası, orta köseler (orta yaşlılar) ve ihtiyarlar odası gibi köyün muhtelif semtlerinde ki odalarda Ramazan Ayı’nda daha samimi bir toplantı yeridir.
Köyde kahveler olmasına rağmen yine odalar boş kalmaz. Hele Ramazan aylarında ve kış aylarında yatsıdan sonra herkes odaya gelir.
Tarhala Köyü’nde zenginler, kandil gecelerini, bayram akşamları ve bayram sabahları ve Ramazan Ayları’nda hısım, akraba, dost ve komşulara ziyafetler verirler. Amma odalarda değil, evlerinde… Sair zaman yemeğini evinde yer. Ziyafetten sonra hep birlik namaz kılmak ve odaya gitmek gerektir. Ramazan gecelerinde daha fazla oturmak icap ettiği için geç vakitlere kadar çeşitli eğlenceler yapılır.
Her odanın himayeye muhtaçlarını Ramazan’da odanın ocakçısı ve kahvecisi yaparlar. Herkes münavebe ile çay, şeker, kahve, süt alır ve oda kahvecisi birkaç nöbet çay, kahve pişirir, yaran dedikleri oda mensuplarına sunar. Her defasında üst üste beş bardak çay içenler vardır. Bütün Ramazan hizmet eden kahveci, o da müşterek masraflardan muaf olduğu gibi bayramın ikinci günü şerbet sunar. Yaran tepsiye şanına göre para atar. Bu onun hakkıdır.
Bazı akşamlar ya birine odaya geç gelmesinden veya sair sebeplerden ceza olarak veya erfene dedikleri, bizim de o zamanda “Şakün Pursuva” dediğimiz usulde ziyafetler yapılır. Eğer ziyafet bir gün evvel kararlaştırılmış ise ihtiyacı almak üzere biri memur edilir. Edilmemişse hissesi alınmamak üzere birisi hemen yakın olan Soma’ya gönderilir.
Böyle bir ziyafete kısa bir göz atalım.
Akşam yemeği yenmiş, birer ikişer yaran odaya toplanmış, sigaralar tüttürülmeye başlanmış ve kahvecinin sunduğu köpüklü kahveler höpürdenerek içilirken Mehmet söze karıştı.
- Ramazan gireli iki üç gün oluyor. Biz bu yıl ne olduk, şu erfenelere başlayalım. Yokarki oda dün akşam yapmış bilem. Sahura kadar vakit nasıl geçecek, bu işi bir sıraya koyalım.
- Bizim komşu Hatice Nine’de üç tavuk var, satacak, onu hemen alalım. Osman da Soma’ya kadar kadayıf almaya gitsin. İsterseniz yarın et alıp bu işi yapalım.
Uzun münakaşalardan sonra ziyafet programı hazırlandı. Malzemeyi kimlerin getireceği konuşuldu. Az sonra tavuklar ateşe konmuş kaynıyordu bile.
Mehmet yine atıldı;
- Yarın ava gidip bir avlansak, böyle tavukla olmaz. Birkaç tavşan olmalı.
Bir taraftan tavuklar kaynıyor diğer taraftan pirinç ayıklanıyor. Bir etli pilav ve yanına turşu arkasından da bol kadayıf. İşte sahur ziyafeti bu kadar.
Bu arada köyün eski oyunları, destanları, şarkıları geçiyor. Gece yarısına kadar neşe ve ahenk içinde geçen bu ziyafette gazete okumak, dünya havadislerinden bahs etmekte yer almaktadır.
Ramazan’ın ve kış mevsiminin hemen her gecesi böyle boğaz derdi ile geçtikten sonra ayrıca zaman zaman yazın da sohbetler yapılır. Bunları diğer bir yazıma bırakarak bu ziyafetler için tertip edilen ve Soma köylerinde yaşanan orijinal bir destanı yazarak bu yazıma son veriyorum.
AÇ GÖZÜN DESTANI
Ramazan’da çok taamdan haz etmem,/ Heman kırk elli sahan olsun;/ Nefsimi ziyade zevke veremem,/ Dilber ise bunda şah cihan olsun.
Akşam olunca mangallar dizilmeli,/ Etrafına da tiryakiler dolsun,/ Kahve çay içtikçe yüzü gülmeli,/ İşkembe çorbası bayraktar olsun.
Soğana sarımsak olur acı,/ Etli pilav başımın tacı,/ Derde dahi anın ilacı,/ Boğazıma kolayca revan olsun.
Tabaklar gelsin çifte çifte,/ Şekeri reçelden edelim sefte,/ Anında ardından ekşili köfte,/ Dolma yerken gönlüm şad olsun.
Ocaklığımız tuğla taşıdır,/ Baklava yemeklerin başıdır,/ Bal helvası anın arkadaşıdır,/ Şerbeti bol gelmiş cevizli olsun.
Yassı kadayıf hayatımın canı,/ Tel kadayıf gönlümün sultanı,/ Tatar böreği dersen pek severim anı,/ Velâkin içinde kıyma soğan olsun.
Bir sonra ki haftada başka bir konuda aynı köşede buluşmak üzere saygı ve sevgilerimi sunuyor. Sağlıcakla kalın diyorum.
Bu yazı 223 kere okundu.
|