Geçen hafta Bor madeni ve Türkiye’nin geleceği 3 başlıklı makalemde yabancıların Türkiye’de bulunan bor madeni üzerinde oynadıkları oyunları Osmanlı döneminden günümüze kadar bahsetmiş idim. Bu makalemde yine bor madeninin kitaplardan ve internetten derlediğim sonuca varacağım. “Susurluk, Bandırma’ya 52 kilometre uzaklıkta.. Yıldız köyün Susurluk’a uzaklığı ise 16 kilometre.. Susurluk-Balıkesir karayolundan Yıldız köy yoluna girdiğinizde,çok değil bir kaç kilometre sonrasında karşınıza bor yatakları çıkıyor.. Köy yolunun sağı ve soluna yayılmış bor yatakları, yontulmuş tepeler, bölgenin yeraltı zenginliğini dışa vururken, yol boyunda köylülerle söyleşiyoruz. Çapayı nerede vursalar, traktörle nereyi sürseler, toprağın altından alçı ve hemen onun altında bor madeni çıktığını belirten köylüler, tepelerde ise mermer yataklarının bulunduğunu belirtiyorlar. Babaköy ile Yıldız köy yol ayrımından Yıldız köy yoluna sapıyoruz..Tepelerin altında Susurluk çayının kenarında yeşillikler içindeki Yıldız da, köy meydanında aracımızdan inerek,meraklı gözlerle bizi karşılayan köylülerle selamlaşıp, köy kahvesine giriyoruz.. Kahvedeki köylülerin hemen hepsi bor’u biliyor. Orta yaş ve üstü maden yataklarında yıllarca çalışmış.. Madende yedi yıl çalışmış İsmail Kamalı’nın konuğu oluyoruz. Kahvenin göbeğinde ki gürül gürül yanan sobanın etrafında köyün gençleri ile yaşlıları bizleri çevreliyorlar.. “İngilizler 100 yıllık anlaşma yapmışlar..” Kamalı,İngiliz Şirketi’nin 100 yıllık anlaşma ile madeni işlettiğini belirterek sözlerine başlıyor.. “O zaman buraları şantiye gibiydi. Bizim köyümüzün nüfusu bile iki bini bulmuştu. Onlar ocağı kapatıp gittikten sonra nüfus düştü. Ben, ocakta yedi yıl çalıştım. Benim zamanımda ocakta yaklaşık 300 kişi çalışıyordu. Önceleri iki bin -üç bin kişi çalışmış. Ben, maden topluyordum. Ocaklardan küfelerle, vagonlarla maden yüzeye çıkardı. Dışarı dökerler, bizde madeni ellerimizle ayıklardık. Sonra, madeni yıkayıp, teleferikteki vagonlara yüklerler ve buradan Ömerköy’e gönderirlerdi. Ömerköy’de demiryolu olduğu için oraya varan maden, kara trene yüklenir, Bandırma’ya giderdi. Sonrasını bilmiyorum..” “ Allah var. Biz İngiliz’lerden memnunduk..” + İngilizlerin çalışma düzenlerinden ve disiplininden memnun olduklarını belirten Kamalı’ya çevresindeki gençler ve yaşlılar da destek veriyorlar..“Memnunduk..” Kamalı, devam ediyor;” 15 günde bir avans verirler ve alacaklarımızı hiç geciktirmezler, tıka para verirlerdi. Sigortalarımızı da günü gününe ödemişlerdi. Bizim köyle komşu köylerde yüzlerce kişi İngiliz’in sayesinde madenden emekli oldu.. Allah var.. Biz İngiliz’ lerden memnunduk.. Köyümüzde doktor yokken, madende doktor vardı. Hastalanan, yaralanan olduğunda hemen ilgilenirdi. Bizim köyden en az iki yüz kişi madende çalışmıştır. Demirkapı, Babaköy, Sultançayır, Aziziye, Sülecik, Ömerköy’den yüzlerce insan onların ekmeğini yedi..” “Gelcekler mi? İngiliz’lerin 60’lı yılların başında maden ocaklarını kapatıp gittiğini belirten köylüler, “İngilizler makinelerini bile götürmediler.. Ocağın içinde makineler var. Onları yağlı kağıtlara sardılar. Öyle, kaç senedir orda duruyor.. Yenden gelcez diye.. Gelcekler mi?”diye soruyor Kamalı.. Bor’un özelleştirme kapsamına alındığını ve İngiliz’ler gelmese bile, özelleştirme ile birlikte gelmiş kadar olacaklarını belirtiyorum.. “Onlar o zaman,maden bitti artık” diye gitmişler diyerek konuşmasını sürdürüyor Kamalı, “Ama,işte bu doğru değil. Bizim buralarda nereyi kazsanız,hemen toprağın altından maden çıkıyor. Dağ, tepe maden.. Onlar gittikten sonra,ocak yerini diğer köylerle paylaştık.Şimdi yerler köylerin üzerine..”diyor.. Yerlerin köylerin üzerine olmasının ne anlam ifade ettiğini çok geçmeden öğreniyoruz.. “Muhtar, bir minibüse ocağı sattı..” Kahvede sohbet ilerliyor. Son günlerde birilerinin gelip, ocaklarda inceleme yapıp yapmadığını soruyorum.. Yanıtlar ilginç ve ilginç olduğu kadar da düşündürücü!.. Ocaklardan birini, Denizli’den ‘birileri’ne muhtarın bir minibüs karşılığında verdiğini anlatıyorlar..Hayret etme sırası bizde.. ‘Nasıl? Nasıl?’ “Orda öyle bir tepe. Alçı çıkartacaklarmış. Geldiler, muhtarla bir minibüsle birkaç bin çimentoya anlaştılar. Gerisini biz bilmeyiz. Gelip, çalışıp çalışıp gidiyorlar..” Köyü ardımızda bırakıp ayrılıyoruz.. Recep Önbaş, soruyor: “Müdürüm, bizim dünyalığımız bir Broadway var. Broadway’lık ocak yok mudur, buralarda?” diye..” Sorunun yanıtını okurlarımıza bırakıyorum Özetle söylenecek olursa 1978 yılı öncesi, bu sektördeki yerli ve yabancı özel işletmeler fiyatlarda büyük indirimler yaparak birbirlerinin pazarını kapma yarışına girmişlerdir. Ancak çok kalitelilerinin çıkartılıp diğerlerinin yeraltında bırakıldığı, ciddi yatırım yapılmadan çevreye, doğaya, tarıma herhangi bir özen gösterilmeden yapılan iptidai denecek şekilde madencilik faaliyetleri yapılmış ve ülke büyük miktarda döviz kaybettiği gibi yeraltı servetleri ucuz fiyatlarla yabancıların hizmetine sunulmuştur. Türkiye Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun’da, bor madeninin öneminin giderek arttığını söyledi. Ülkelerarası savaşların temelinde hammadde ve enerji kaynaklarının paylaşımının yattığını belirten Torun, ‘Bu nedenle bor bir savaş nedeni olabilir. Ayrıca, bor geleceğin madeni olarak düşünülüyor. Bor stratejik bir ürün’ dedi. Borun petrole alternatif olabileceğini anlatan torun, `Dünya petrol rezervlerinin 30-40 yıllık ömrü kaldı. Bir sonra ki haftaya buluşmak üzere saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Bu yazı 1360 kere okundu.
|