Hepinizin bildiği üzere DTP Türkiye’de Kürt vatandaşlarını temsil eden bir parti niteliğinde idi. Kapatılan DTP gibi milletvekillerinin BDP’ye geçmesi ile genel oyun yüzde 5-6’sına denk gelen 2 milyon dolayında seçmen desteği bulursa o partinin de temsil niteliği olacaktır. Ancak, DTP’nin son politikalarıyla demokratik açılımı desteklemek yerine zora sokmak anlamına gelen tavırları konusunda Kürtlerin tepkisini de göz önüne almak gerekiyor. Türkiye’deki Kürtlerin ne istedikleri ve ne istemedikleri neredeyse 40 yıldır yazılıp çiziliyor, dönemin koşullarına göre dile getirilmeye çalışılıyor. Türkiye’nin bütün vatandaşları gibi onların da demokrasi eksikleri dolayısıyla yaşadıkları sıkıntılar var. Ama bunların yanında 25 yılı aşan bir savaş alanının ortasında kalmaktan gelen büyük sıkıntıları olduğu da belli. İş bulma umudu olmayan, zorunlu göçler yaşayan milyonlarca kişinin bu hayat şartlarının devam etmesini istemesi kuşkusuz en temel insani içgüdülerin tersinedir. Bugünkü gerilim ortamı, yüz binlerce kişinin çocuklarının, yeğenlerinin, torunlarının, komşularının dağda ve şehirde ölümle ya da katil olmak ihtimaliyle burun burun yaşaması demektir. 2 milyon vatandaş, kendilerini temsil edecek bir partiye oy verirken, bu çocukların artık ölümle yaşamasını istemediklerini de göstermiş oluyor. Ama o partideki herkesin bunu anladığı da kuşkulu. Çocukların her gün ellerinde taşlarla ortaya çıktığı, güvenlik güçleriyle çatıştığı, arabaların yakıldığı şehirlerde kimse yatırım yapmayacak, imkânı olanlar kaçacak ve işsizlik daha da artacaktır. Türkiye’de ki Kürtler maddi hayat şartlarının sürekli gerilemesini mi ister, gelecekleriyle ilgili umutların yeşermesini mi ister? İmralı’daki birkaç santimetrenin milyonlarca insanın hayatından ve geleceğinden daha önemli olduğunu zannedenler aslında “temsil niteliği”ni kaybetmeye çok yaklaşmış oldu. Bugün ellerinde taşlarla sokağa çıkan çocukların ana babaları bir gün başlarını iki ellerinin arasına alarak kara kara düşüneceklerdir. İzmir’deki taşlar İstanbul’da kuru sıkı silahlara, döner bıçaklarına dönüştü, Muş’ta mermi oldu. O olayın o kadarla kalması için ne yapılması gerektiğini bilenler gerekeni yapmadılar, yapmak istemediler. Türkiye’de kuvvetli bir “savaş lobisi” var. Bu “lobi”nin içinde farklı etnik kökenlerden, farklı kesimlerden olanlar, farklı cehalet ya da bilgi düzeyinde bulunanlar var. Bir yerde silahlar patladığı zaman “biz demiştik” diyebilmek için bekliyorlar. Ve bir süredir de bol bol “biz demiştik” deme fırsatı buluyorlar. DTP’nin kapatılmasının sokak gösterilerindeki şiddetin dozunu artıracağını tahmin etmek güç değildi. Nitekim öyle oldu. Sokağa çıkmak, kırıp dökmek için fırsat bekleyen gençler, çocuklar kendilerinden bekleneni yaptı. Sokaklarda gelişen olayları durdurmak için destek istenebilecek siyasi parti de kapatıldığına göre, partinin kapatılmasına sevinenler olayları durdurmak için bir şeyler yapmak zorunda. İzmir’de taş atılmasını kınayamayanlar, bunun yanlış olduğunu söyleyemeyenler Muş’ta sıkılan mermilerin ardından karşılıklı çatışmaların gelebileceğini de görmüyor olamazlar. Bunu göre göre ülkeyi kan ve ateş çemberine atmak, en hafif deyimiyle vatana ihanettir. Bizimki gibi silahı bol bir ülkede, bir kez silahlar patlamaya başlarsa nerede duracağını kestirmek de mümkün değildir. 12 Eylül 1980 öncesinde “senaryo” Sünni-Alevi çatışmaları üzerine kuruluydu. Bu senaryoya uygun olarak Maraş, Malatya, Sivas’ta çatışmalar yaşandı. Maraş’taki gerçek bir katliamdı. Bu kez senaryo Türk-Kürt çatışmaları üzerine kuruldu ve adım adım ilerliyor. Çatışmaların boyutları büyüdükçe ortaya “olağanüstü hal”, hatta “sıkıyönetim” önerileri de gelecektir. Bunun arkasının ne olduğunu herhalde bilmeyen yoktur. 12 Eylül’den önce de siyasiler bir araya gelemiyor, gözler önündeki gidişe karşı birlikte tavır alamıyor; tam tersine, her gün gerilimi artırıyorlardı. Bugün de durum farklı değildir, ülkenin başbakanı ile ana muhalefet lideri tırmanışın ciddiyetine rağmen bir araya gelemiyor. Gerilimi düşürmek amacıyla bir araya gelmeleri için kaç çatışma, kaç ölüm gerekiyor?
Bu yazı 810 kere okundu.
|