Dünyaya gözlerimizi açtığımızda etrafımızdaki kişileri, nesneleri bir şeylere benzetmeye çalışırız. Fakat bir anlam yükleyemeyiz zaman geçtikçe merak duygumuz zirveye tırmanır. Kişilerin kimliklerini, nesnelerin insan hayatındaki önemini; oyuncakların nasıl yapıldığını merak eder dururuz. Bazı şeyleri de incelerken iğneden ipliğe her şeyini öğrenmeye çalışırız. Çocukluk dönemiyle başlayan zaman ilerledikçe kaybettiğimiz bu özelliğimizin hazin sonuna bakalım Evin en küçüğü 4 yaşında olan Ahmet biraz yaramaz olmakla beraber gördüğü her şeyi soruyor. Bu nedir ? Şu nedir? Her şeyi merak ediyor,inceliyor. Parka gittiklerinde salıncağın nasıl sallandığını, demirlerin nasıl yapıldığını; parkın etrafındaki çiçeklerin, güllerin rengini? Dışardan baktığında gül fidanların aynı olduğu halde neden farklı farlık güllerin açtığını, ve bu güllerin dikenleri olmasaydı gene de güller açar mı? Yoldan gelip geçen arabaların nasıl hızla geçtiğini, o hıza rağmen arabanın içindekilerin neden dışarıya savrulmadığını,?Evdeki klima hem soğutuyor. Hem ısıtıyor. Güneşinde ısıtma özelliği olduğu gibi soğutma özelliği olabilir mi ? Babasına sorup durmaktadır. Komşularına misafirliğe gittiklerinde vitrindeki kristalleri, sehpanın üzerindeki vazoyu ,duvardaki panoyu hatta mutfakta ki dolabın nasıl açılıp kapandığını bile sordu kısacası her şeyi sormaktadır. Anne babası, oğullarına cevap vermekle birlikte soruların çoğuna üstünkörü cevap verip geçiştirip dururlar. Derken Ahmet ilköğretime başlar soru sayısı gittikçe artmaktadır. Merak duygusu kendisini rahat bırakmadığından öğretmene sık sık soru sormak için ilk sıraya oturmuştu. Kalem açacağını,bahçedeki çam ağaçlarının suyu yer altın nasıl aldığını ve bunu tepe noktasındaki yaprağına nasıl ulaştırdığını sormaktır. Suyun yapısını öğrenmiştir. Oksijen ve hidrojenin birleşimiyle insanların hayat kaynağı olan suyun nasıl oluştuğunu sorgulamaktadır. Tonlarca ağırlıktaki gemilerin neden batmadığını..uçakların yerçekimine rağmen nasıl uçtuklarını?Dünya eksen eğikliğinin bir derece fazla veya eksik olsaydı neler değişirdi? Bu soruların cevaplarını öğrenmek için öğretmenin etrafında ayrılmamaktadır. Zaman geçmektedir.İlköğretimde okul ikincisi olan Ahmet liseye başlamakla birlikte .Kafasında oluşan soruların bir kısmının cevabını alır. Fakat soruların sayısı azalmaya başlamakla birlikte yeni sorular kafasını kurcalamaktadır. Kandaki alyuvarların sayısının nasıl çoğaldığını, Avrupa devletleriyle ilişkilerimizin sonucunda yurdumuza neler kazandıracağını,Avrupa birliğine tam üyeliğimiz kaç tarihinde gerçekleşecek. Ekvatordaki, kutuplardaki insanların sosyal yaşantısını merak ediyordu. Fakat cevaplarını kendisi bulmak istiyordu kendini zamanın akışına bıraktı. Liseyi bitirmek üzereydi artık soru sormuyordu, pek merak etmiyordu Avrupa birliğini, uçağın nasıl uçtuğu onu hiç ilgilendirmiyordu. Parkın kenarındaki çiçeklere artık bakmıyordu. Hatta oradan geçerken gelişi güzel çiçekleri kopardığı oluyordu. Çünkü sorduğu soruların cevabı kendisini tatmin edecek şekilde değildi. Boyu kısa olmasına rağmen arka sıraları tercih ediyordu,öğretmen soru soracak var mı dediğinde artık parmağını kaldırmıyordu. Lise 3 te 4 tane zayıf normal geliyordu ÖSS içinde liseden sonra 2-3 yıl dershaneye gider sınavı kazanırım diye düşünüyordu. Bu düşüncelerle hareket eden bir öğrenci derslerinde ne kadar başarılı olur. Ailesiyle, öğretmenleriyle en önemlisi de kendisiyle nasıl barışık olabilir. Birebir yaşadığı şeyleri araştırmayan ve geleceğin kendisine ne getireceğini merak etmeyen bireyden ne beklenebilir. Her şeye ilgi duyan her şeyi araştıran,merak eden Ahmet e ne olmuştu acaba kafasındaki soruların cevabını bulamadığı için mi? Yoksa çevresindeki insanlar kendisine gereken önemi vermeyip o merak duygusunu, araştırma ruhunu yok mu etmişlerdi. Toplumdaki her bireye düşen görev öncelikle çocukluk dönemiyle başlayan araştırmacı,merak edici ruhumuzu kaybetmemiz gerekir. Etrafımızda yaşayan insanlarında merak duygularını, canlı tutmamız için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Bu Ahmet olur, Fatma olur hiç fark etmez. Böylece toplum araştıran,inceleyen,merak duygusuyla yanıp tutuşan bireylerden oluşacaktır. Böyle bir toplumun karşısına rakip olarak çıkma cesaretini kimse gösteremez. Böyle bir toplum oluşturmak istemez misiniz?
Bu yazı 806 kere okundu.
|