Fakirliğin kol gezdiği, rüzgar estiğinde yalayıp havaya uçuracak bir şey bulunmayan mahallede yetişen Selim, nedense her ortamda ciddiyetini muhafaza ediyor gülümsemenin, kahkaha atmanın otoritesini sarsacağını düşünüyordu. Gerek iş yerinde, gerek evinde ciddiyetten ödün vermiyordu. Selimin dört yaşında çok sevimli,yerinde duramayan, biraz yaramaz bir o kadar tatlı bir oğlu vardı.Eve gittiğinde oğlu kapıyı açtığında kollarına almayı bırak yüzüne bile bakmadan salona geçip televizyon izlemeye başlaması eşini delirtiyordu. Eşi bir gün dayanamadı Selim, neden böyle yapıyorsun çocuk küçücük elleriyle kapıyı açıyor; ışıl ışıl parlayan gözleriyle gözlerine bakıyor sen onu kollarından tutup kaldıracağına, öpüp koklayacağına yüzüne bile bakmıyorsun. Salona geçer geçmez televizyon izliyorsun. Eşim bugün evde ne yaptı ? Sağlığı nasıl? Bugün neler yaptı? Diye insan sormaz mı neden böyle yapıyorsun ? Parka gittiğimiz de çocuğu salıncağa bindirip onunla birlikte kahkahanı gök yüzüne fırlatman gerekirken, bir banka oturup bizi izliyorsun. Çocuğumuzun kolunda tutup birlikte eğlenip güldükten sonra yemyeşil çimlerin üzerinde yuvarlanmanız gerekirken, sen elinde bile tutmuyorsun. Bana acımıyorsan gül gibi kokan çocuğumuza acı dedikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Selim eşinin ellerini elleri arasına aldı biraz hüzünlü biraz kederli bir şekilde söze şöyle başladı.?Çocuklumda evimizi sefalet, fakirlik hiç terk etmedi. Arkadaşlarım kışın bembeyaz karın üzerinde keyifle kayarken, şakalaşırken, kar topu oynarken ben otobüs duraklarında mendil satıyordum. Babam ben doğmadan ölmüştü. Annem, evimizde bulunan terzi makinesiyle konu komşuya bir şeyler dikerek iki kardeşimle birlikte bize bakmaya çalışıyordu. Hadi bende biraz faydalı olayım diye mendil, çakmak satıyordum; fakat gün olurdu ki bir tane dahi satmadan eve döndüğüm oluyordu.İki kardeşimde benden ufaktı.Yaşım küçüktü henüz ilk öğretim beşe gidiyordum. Nemlenen gözlerini silen Selim, sözlerine devam etmekte zorlansa da biraz metanetli davranarak anlatmaya devam eder. Bir gün beş tane mendil satmıştım. Eve gelirken bakkala uğrayıp kardeşlerime şeker alayım dedim. Paramın yettiğince birkaç şeker aldım. Eve doğru giderken o şekerleri içim çekti yemek istedim. Baktım bu şekerleri yesem, kardeşlerime kalmayacak bu arada dayanamıyordum hani başka param olsa başka şeker alacağım; fakat başka param da yoktu. O şekerleri canım öyle istiyordu ki anlatamam eve az kalmıştı bir şekeri ağzıma atar atmaz pişman oldum.Şekeri çiğnerken çok büyük keyifte alsam kardeşlerime vereceğim şekerlerden bir tanesi eksildi. Derken evden içeriye girinceye kadar bütün şekerleri yemişim. Kardeşlerim hani bize ne getirdin şeker getirmişsindir. Diye boynuma sarıldılar o an ne olduysa hüngür hüngür ağlayamaya başlamıştım. Çocukluğumu yaşamadan ,büyümeden küçük kardeşlerimin sorumluluğu omuzlarıma binmişti. Bir gece lavaboya gitmek için uyanmıştım. Baktım annemin yattığı odanın ışığı açık şöyle kapıyı açıp kafamı uzattığımda annemin dikiş makinesi üzerinde uyuya kaldığını zannettim. O an kalbime bir bıçağın saplandığını hissettim. Annemin baş ucuna gittim. Annem benim kalk yatağına uzan dediğimde bana cevap vermedi. Elbisesinde tutup sarstım baktım ki annem yere yıkılıverdi. Ellerinde tutum elleri buz gibi olmuştu gözlerine baktım gözleri sanki tavanda bir şeye bakıyor gibi açıktı. Ne yaptıysam annem bana cevap vermiyordu.Şöyle biraz düşündüm acaba bir yaramazlık yaptım da annem bana cevap vermiyor. Saçlarını da öpsem yanaklarına öpücükler kondursam da annem uyanmadı. Kalkıp göz yaşlarımı bile silmedi. Sabah güneş doğar doğmaz ağlayarak teyzemin evine gittim. Anneme bir şeyler oldu ne olur gelip bakın teyzemle birlikte koşa koşa geldik. Annem bıraktığım şekildeydi. Teyzem anneme baktı feryat ederek ablam ölmüş dedi. Ölmek nedir.? Neden insan ölür? Öldükten sonra insana neler olur? Annem bana neden cevap vermiyor ? Diye teyzeme sorduğumda teyzem akan göz yaşlarıyla bana sarılıp, annen misafirliğe gitti artık annen sana bir bardak sıcak çay yapamayacak gece yarısı üzerini örtmeyecek sen okula giderken güle güle demeyecek. Hastalandığında nane limon kaynatmayacak dedi. Teyzem ağlıyor ben ağlıyorum; fakat neden ağladığımı bilemiyorum. Teyzem bizi yetiştirme yurduna yazdırdı Sonuçta bu güne kadar geldik. Şimdi söyle benim güzel eşim acıların hepsini yaşamış bir insan gülebilir mi? Kendi çocuğunu sevebilir mi? Parka gittiğinde parkta kendi çocuğuyla oynayabilir mi ?Selimin göz yaşı akmıyordu artık. Seliminin eşi kendisine hak vermekle birlikte geçmişte yaşanan büyük acıların geri de kalması gerektiğini bu yapılmadığı taktirde ne bu günde bir keyif alınacağını nede gelecekte mutluluğu yakalamak mümkün olur dedi. Yaptığının yanlış olduğunu belirten Selim, bundan sonra geçmişte yaşanan acıları geride bırakıp ailesiyle birlikte güle oynaya zaman geçireceğine dair kendisine ve eşine söz verdi.
Bu yazı 591 kere okundu.
|