Can, bulunduğu ilçede öğretmenlik mesleğini en güzel şekilde icra etmekle birlikte çevresi tarafından katı disipliniyle tanınıyordu. Bu özelliğini dikkate alan okul yönetimi Canı, boş bulunan müdür yardımcısı kadrosuna atadı. Can Öğretmen, bu görevin verdiği sorumlulukla bir kat daha ciddiyetini artırdı. Öğrenciler, Can Öğretmen bahçede dolaşırken oyunlarını kesip gitmesini bekliyorlardı. Can Öğretmen, okula atanmadan önce okul serserilerin yuvası olmuştu. Nerde ipini koparmış varsa hepsi o okulda toplanmıştı. Can Öğretmen, okuldaki öğrencileri yola getirmek için çok uğraştığından bunda başarılı olmuştu. Can Öğretmenin, dört yaşında Nazlısı altı yaşında Mert i vardı. Can Öğretmen, eve geldiğinde öğretmenlik mesleğini bir kenara bırakması gerekirken; çocuklarını kendi öğrencilerinin yerine koyup, öğrencilere nasıl davranıyorsa öyle davranıyordu. Uzun süredir gurbette olduğu için görüşemediği amcası ailesiyle birlikte ziyarete gelmişti. Amcasının çocukları, biraz yaramaz oldukları için evde bulunan canlı çiçeklerinin yapraklarını koparmışlardı. Can, buna çok sinirlense de belli etmemeye çalıştı. Amcası, duruma üzülmekle birlikte çocukları etrafında topladı: ? Çocuklar misafirliğe gittiğinizde evdeki çiçeklerin yapraklarını koparmayın, uslu uslu oturun canınız oyun istiyorsa koridor da fazla gürültü yapmadan oynayın.? Diyerek uyardı. Canın oğlu Mert, birden ağlamaya başladı ne oldu deyince biz misafirliğe gitmiştik. Suyu içerken üstüme döktüğüm gibi dolu sürahiye çarpıp halıların ıslanmasına neden olmuştum. Eve geldiğimizde babam seni gidi yaramaz,haylaz bir su içmesi beceremiyorsun senden adam olmaz; nedir senden çektiğim bir daha seni misafirliğe götürmeyeceğim deyip, kulağımdan tutuğu gibi kapı dışarı etti. Sabaha kadar dondum. O gün bu gün babam beni misafirliğe götürmüyor. Buna sinirlenen Canın Amcası, Canı yanına çağırdı. Can mert in anlattığı doğrumu diye sordu ne doğrumu diye sorduğunda Mert misafirlikte suyu döktüğü için ona ceza vermişsin dediğinde Can Öğretmen, sınıfta takındığı bildik tavrı takınarak ? ben çocukları tam bir disiplin içerisinde yetiştiririm? dedi. Amcası bu ne demek sen çocuklarını nasıl yetiştiriyorsun ki diye sorduğunda Can öğretmen, öncelikle çocuklara hiç gülümsemeyeceksin,başını okşamayacaksın, bir dertleri olduklarında önce annelerine anlatacaklar anneleri çözemezse ondan sonra bana gelecekler. Eve saat kaçta gelirsem geleyim yemek yemeyip beni bekleyecekler amcası olur mu öyle bir şey dediğinde sınıfta öğrenciler beni nasıl bekliyorsa onlarda beni öyle bekleyecekler. Sınıfta ders anlatırken öğrenciler sessiz sessiz oturuyorlarsa çocuklarımda yemek yerken, televizyon izlerken ses çıkarmayacaklar aksi takdirde öğrencilere verdiğim cezadan daha fazla ceza veririm. Hele misafirlikte bir yaramazlık yaptıklarında onları hiç affetmem. Amcası onlar çocuk çocuk gibi davranacaklar dediğinde çocuk olsunlar okuldakilerde çocuk değil mi ? Okulda bu disiplinime hayran olan okul yönetimi beni müdür yardımcısı olarak atadı demek ki doğru yoldayım. Amcası Canın bu tavırlarına dayanamayarak çocuklarını çağırıp haydi çocuklar bu evden gidiyoruz dedi kendi çocuğuna merhamet etmeyen kendi çocuklarının başını okşamayan bu öğretmenin evin de durulmaz haydi gidelim bir daha gelmemecesine ?Amcası gittikten sonra biraz düşündükten sonra aman boş ver dedi. Çocuk dediğin küçükken ciddiyeti ve disiplini öğrenir. Müdür yardımcısı olduğu için kendini daha da kasan Can öğretmen, yaramazlık yapan bütün öğrencilere bağırıp çağırıyor. Bazen boş olan derslere giriyordu. Derse girdiği sınıfta çıt çıkmıyordu. Hiç bir öğrenci derse katılmıyordu. Diğer derslerde parmaklarını kaldıran öğrenciler kendi köşelerine çekilip dersi dinliyorlardı. Öğrenciler dersin bitmesini dört gözle bekliyordu. Can Öğretmen, görevini tam anlamıyla bitirdiğine inandığı için yavaş yavaş evine gidiyordu. Kendi anahtarıyla kapıyı açıp salona geçeceği sırada çocuk odasında ağlama sesinin geldiğini işitti. Oraya doğru yöneldi baktı ki hanımı Nazlının baş ucunda duruyor kendi kendine mırıldanıyor. Can, hayırdır Nazlıya bir şey mi oldu ? Eşi Nazlı çok hasta sabahtan beri sayıklıyor ateşi de çok yüksek hastaneye götürelim dediğinde tamam sonra götürürüz deyip salona geçti.İnlemeye başlayan nazlı ikide bir babasını sayıklıyor Nazlının annesi baban şimdi yanına gelir deyip salonda oturan kocasına seslendi. Can Öğretmen biraz kızarak ne oluyor ne diyor dediğinde eşi Nazlı ismini sayıklıyor gelip yanında otursan dediğinde ilgilenirsem çocuk şımarır çocuklara fazla yüz vermeye gelmez .Bırak kendi kendine iyileşir. Bu kadar vurdum duymazlığa bu kadar gamsızlığa dayanamayan eşi sen çocuğu hastaneye götürmüyorsan ben götürürüm. Can tamam birlikte hastaneye götürelim. Mert bu arada yatıyordu. Hemen Nazlıyı acile götürdüler. Muayene eden doktor üzülerek Cana yönelerek geç kalındığını başka yere havale etsem de fazla yaşamaz keşke bir yarım saat önce getirseydiniz. Can kahrolmuştu doktora sen havale et Allah belki bize yardımcı olur dedikten sonra hemen ambulansla yola çıktılar Can bir yandan ağlıyor bir yandan da şoföre çabuk ol diyordu. Hastaneye tam varmak üzereydiler Canın eşi bağırmaya başladı çocuk öldü çocuk öldü. Hemen arabayı durduran Can, kapıyı açtığında eşi birden saldırdı istediğin oldu mu? Bundan sonra nazlıyı bulursan kızarsın, bağırır çağırırsın cevap veremeden hıçkırıklara boğulup dizleri üzerine çöktü; ama ne fayda artık Nazlısı yoktu.
Bu yazı 574 kere okundu.
|