Bebeklik dönemiyle birlikte başlayan doyumsuzluğumuz gözlerimizi bu dünyadan kapayıncaya kadar devam eder. Yeni doğan bir bebek o minik gözleriyle etrafı taramaya başlar, adeta beden diliyle bana yarayan şey var mı diye bakar. Çocukluk döneminde bir oyuncağı olan bir çocuk ikinci oyuncağı ister, ikincisi olan bir çocuk üçüncü oyuncağı ister. Çocuk odası oyuncakla dolan bir çocukta misafirliğe gittiğinde o evdeki oyuncakların kendisine verilmesini ister. Oyuncaklar verilmediği zaman da bile gözü oyuncakta kalır. Okula giden bir çocuğun, bir silgisi varsa bir silgisinin daha olmasını ister. Arkadaşları sıralarda ikişer üçer oturuyorsa o tek başına bir sırada oturmak ister. Yaşam boyu bir doyumsuzluk yaşam boyu bir başkasında olanı kıskanma devam eder. Diyeceksiniz hiç sahip olduklarıyla yetinen yok mu ? Herkes aç gözlü mü ? İnsanlar, sahip oldukları uzuvların dünya nimetlerinden hiçbir şeye değişmeyeceğini bilmiyorlar mı ? Tabi ki sahip olduğu uzuvların değerini bilenler var. Sahip olduklarıyla yetinen, kendi yağıyla kavrulan bir çok insan var. Fakat zaman zaman şahit olduğumuz için bu konuya değinmek istedim. Bu konuyu bir hikayeyle süslemek istiyorum. Büyükşehir?in hengamesi, keşmekeşliği içerisinde iş yerine gidip gelen Çelik, yakışıklığı karizmasıyla etrafı kasıp kavuruyordu.İş yerindeki kızlar bir saniye de olsa onunla muhabbet etmek için bir birleriyle yarışıyorlardı. Yolu üzerindeki mağazalarda çalışan kızlar onun gidiş geliş saatlerini ezberlemişlerdi. Çelik, hep daha güzelini istediği için hiç biriyle arkadaşlık kurmuyordu. ??Öncelikle bir makam mevki sahibi olayımda ondan sonra evlenir, çoluk çocuğa karışırım?? diyordu. Gece yarılarına kadar iş yerinden ayrılmıyordu.(Belki kendisine bir makam vereceklerini zannediyordu) Posta kutusunda Çeliğin aşkıyla yanıp tutuşan kızların mektupları vardı. Arkadaşları ?Çelik bu kadar mektup sana geliyor, istersen burayı postaneye çevirelim? diye takılıyorlardı. Bizim kültürümüzde kabul görmüş bir gelenek genelinde erkekler kızlara arkadaşlık teklif eder. Tabi ki seven kızlarda gayet normaldir arkadaşlık teklif edebilmelidir. Çeliğe de kızlar arkadaşlık teklif ediyordu. Çelik birazda kibirlenerek evlenmeye vaktim yok diyordu. Geçen zamanla birlikte İş yerinde çekişmeler devam ediyordu.Çelik bu çekişmede büyük yara almıştı. Artık iş yerinde mücadele etmekten bıkmıştı. Geriye doğru baktı ki özel hayatında olmak isteyen bir çok insan evlenmiş ev bark sahibi olmuş. İş yerinin yoğunluğunu üzerinde atmak için şöyle dolaşa dolaşa eve gideyim dedi. Dalgın ve düşünceli bir şekilde yoluna devam ederken freni patlayan bir araba kendisine çarpıverdi. Kazayı şaşkınlıkla izleyen beş kişiden birisi hemen yol emniyetini alıp 112 acil servisini aradı. Fakat 112 acil servisini ararken gerekli bilgileri eksik verdiği için bir türlü acil servis gelmeyi bilmiyordu. Kaza yerinde ki vatandaşlarda İlk Yardım Eğitimi görmedikleri için müdahale edemiyorlardı. Nihayet ambulans geldi. Kaza yerinde İlk Yardımı uygulayıp hemen hastaneye yetiştirdiler. Çelik sanki rüyada yaşıyordu. Bilinci yarı kapalı bir şekilde hastane kavuşturdular. Biraz geç geldikleri için doktorlar kendi aralarında konuşurken ?yazık olmuş yakışıklı bir delikanlıymış Maalesef bir bacağının kesilmesi gerekiyor? diyorlardı. Kendine geldiğinde bir bacağını sanki yokmuş gibi hisseti. Kendisi doğrulamadığı için yanında gözlerini kırpmadan bekleyen anne ve babasına sanki ayağımın biri yok öyle hissediyorum. O anda göz yaşlarına boğulan anne ve babası cevap veremedi. Çelik, ?ne oluyor yoksam bir bacağımı gerçekten kaybettim mi ?? dedi. Bunu söylemeye cesaret bulamadı annesi, babası metin ol oğlum hayatta bazen çok şey kaybedebiliriz bazen bir kolumuzu bazen bir ayağımızı kaybedebiliriz. Öyle bir zaman gelir ki bütün sevdiklerimizden, kazandığımız mal ve mülkten, sahip olduğumuz makam ve mevkii geride bırakarak bu dünyaya gözümüzü yumarız. Çeliğin babası, metanetli olmaya çalışarak; ?oğlum sen güçlü bir kişiliğe sahipsin bu durumdan da güçlü çıkacağını umuyorum. Kazada sağ ayağın çok zedelendiği ve kangren olduğu için kesildi. Diğer ayağında koltuk değneğiyle de olsa yürümeye elverişli değil? hıçkırıklar boğazına düğümlendi fakat gerçeği de oğluna söylemek zorundaydı. Hıçkırıklara boğulan Çelik, ölmek istiyorum beni öldürün diye bağırmaya başladı şuanda bir ölüden farksızım ne olur Allah?ını seven birisi varsa beni öldürsün diye haykırıyordu. Bu bağrışmalara doktorlar, hemşireler koştu Çelik kendisini hırpalarcasına çırpınıyordu. Çelikle ilgilenen doktor, hemşire hanım hemen bir sakinleştirici iğne yapın dedikten sonra hemşire hemen sakinleştirici bir iğne yapıverdi. Hastaneden çıktıktan sonra günlük yaşama adapte olmak için çok uğraştı yakışıklı Çelik, artık koşamıyor yürüyemiyordu. O, yanlarında geçerken bir iki saniye göz göze gelmek için başlarını ona doğru çeviren kızlar artık onu gördüklerinde ya görmezlikten geliyorlardı yada başlarını başka tarafa çeviriyorlardı.İş yerinde güzellikleriyle dillere destan olan kızlar, güzelliğiyle nice yürekleri yakmalarına rağmen kimse bakmayıp Çeliğin peşinde koştururken Çelik kaza geçirdikten sonra bir defa dahi olsa arayıp sormamışlardı. Bu duruma alışamıyordu. Bir kaç defa intihar etmeye çalışmıştı fakat intihar etmeyi dahi becerememişti. Ailesi tekerlekli sandalyede yaşamını devam ettirmeye çalışan Çeliği yalnız bırakmamaya çalışıyordu yalnız kaldığında Çelik acaba bu duruma düşmemin sebebi hayatın hiçbir safhasında durmamam. Her zaman daha fazlasını istemem mi diyordu. Sahip olduklarıma bakmadım.Şuan da ayağımın bir tanesi yok diğer ayağımda da hayat yok daha önceleri ne kollarıma dikkat ediyordum ne ayaklarıma hep sağlıklı olacağımı düşündüm bir gün şöyle oturup sağlığım için bu sahip olduğum uzuvlarım için hiç şükredemedim. Çelik, ?buna rağmen nefes alabiliyorum bundan da ders çıkarmalıyım. Sağlıklı iken hiçbir şeyle yetinemedim bari bundan sonra tekerlekli sandalyede de olsa hayata tutunmalım.Şuandan itibaren sahip olduklarımla yetineceğim. Diğer insanlara örnek olacağım insanlar şöyle gözlerini kapatıp sahip oldukları uzuvları için şükretsinler.? Önemli olan olaylardan yaşadıklarımızdan gerekli dersi çıkarmaktır. Umarım bu hikayeden de gerekli ibreti çıkarırız. Sizce değerli olan şeylerin kıymetini hakkıyla bilmeniz dileğiyle?
Bu yazı 617 kere okundu.
|