Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda uzun bir zaman diliminde hüküm sürmüş devletlerin ayakta kalmasını sağlayan ana unsur aile kavramı olduğunu görürüz. Bir ağacı, düşünün ağacın gövdesi çürükse içten içe kurt kemiriyorsa o ağaçta eninde sonunda devrilmeye mahkumdur. Devletler teknolojide,bilimde,fen de ne kadar ilerlemiş olursa olsunlar; aile kavramını, önemsemezlerse herkes kendi hayatını yaşasın denilirse günün birinde o devlet yok olmaya mahkumdur. Adliye koridorlarına şöyle baktığımızda birbirlerini severek evlenmelerine rağmen boşanan çiftlerle dolu. Her iki çiftte, boşandıktan sonra sürdürecek hayatını düşündüğü için geri kalan çocuğun psikolojisi ne olur, bu boşanma çocuk üzerinde ne gibi olumsuz etkiler bırakır bunları düşünmeden boşanma kararı alırlar. Tabi ki bu düşünce sonucunda çocuk ne anne - baba sevgisini kazanabilir nede anne şefkatini ve kucağının sıcaklığını hissedebilir. Boşanma durumunda zaten ne olursa çocuğa oluyor. Birde toplum olarak kendimizi kandırmak adına bir tabir var. O tabir de anlaşmalı boşanma güya medeni bir şekilde ayrılmışlar karşılıklı mal paylaşımını kavga etmeden yapmışlar peki mal paylaşımını medeni bir şekilde yaptınız Geride kalan çocukları nasıl paylaşacaksınız?Çocuğun babasında kaldığını farz edelim. Okula giden bir çocuk okulda arkadaşları tarafından dayak yediyse eve geldiğinde anne deyip kime sarılacak başını kimin göğsüne dayayıp teselli bulacak?Gece yağmur yağdığında, şimşekler çaktığında annesine sarılıp yatması gereken çocuk yastığa sarılırsa bunun hesabını kim verir. Oyun oynarken ayağına diken battığında anne anne diye feryat eden çocuğun feryadını bir anneden başkası duyabilir mi? Size soruyorum bu feryada anne dışında kim cevap verebilir. Bir kız çocuğunu düşünün ki evleninceye kadar en mahrem sırlarını annesinden başkasına ne kadar anlatabilir. Bu kız çocuğuyla annesini birbirinden ayıran insafsız baba çocuğunu düşünmeyip keyif çatarsa bunu hesabını kim öder size soruyorum? İsterseniz sizin yerinize ben cevap vereyim. Bunun hesabını değil de cezasının kimin çekeceğini söyleyeyim. Gerçi bununda cevabı açıktır. Tabi ki hayalleri,umutları, geleceğe dair rüyaları,planları olan yaralı kolu kanadı kırılmış o genç kız çeker. Diyeceksiniz ki neden iki kişinin yaptığı hatadan üçüncü kişi sorumludur. Bunun cevabını da başarılı kişilerin hayatlarını incelediğinizde göreceksiniz. Kendi sahalarında başarıyı yakalamış kişilerin yaşadığı aile ortamında eşler bir birlerine karşı sonsuz bir sevgi ve saygıyla bağlanmışlardır. Bu sevgide eşler hiçbir karşılık beklemeden gerekirse diğerinin uğrunda öleceğini defalarca söyler yeri geldiğinde de hiç tereddüt etmeden uğruna ölür. Aslında çokta uzağa gitmeye gerek yok.Şöyle okullarında başarılı öğrencilerin yaşadıkları aile ortamına baktığınızda bunu çok rahatlıkla görebilirsiniz. Boşanan çiftin bir erkek çocuğunu olduğunu düşünelim. Sürekli bir birine bağıran çağıran bir ortamda yetiştiğinde okulda daha agresif, uyumsuzdur. Arkadaşları okul bahçesinde top koşturup eğlenirken o elini çenesine dayayıp kara kara düşünürken arkadaşlarına imrenerek bakar. Bu çocuk derslerinde ne kadar başarılı olsa da sınıfında başarısız olur. Sınavda diğer öğrenciler soruları çerez gibi yiyip bitirdikten sonra üzerine su içerken o çocuk acaba bu hafta sonunda babamda mı kalsam annemde mi hangisinde kalsam da o bana birden çok oyuncak alır. Biraz düşündükten sonra babamın yanına gitsem her oyuncak aldığında bak annen sana böyle oyuncaklar almaz en iyisi sen her zaman benim yanıma gel der .Annemin yanına gitsem o pis baban sana iyi davranıyor mu ? O senin baban yok mu beni sana karşı soğutmaya çalışıyor. Tamam mı bebeğim, bundan sonra sen annenin yanına gel der başımı okşar; fakat böyle söyleneceği için onunda yanına gitmeyeceğim. En iyisi bu hafta sonunu arkadaşımda geçireyim. Şöyle mırıldanarak söylenen kişilerin olduğunu seziyorum gibi öğrenci için hayati öneme hayız olan bir sınavda nasıl olurda soruları düşüneceği yerde bu tür düşünceler içerisine girer tabi biz o durumlara düşmediğimiz için bilemeyiz. Ancak onları anlamaya çalışırız. Şu da var ki hayat her zaman istediğimiz gibi gitmez.İniş çıkışlar olabilir üzüldüğümüz zaman olabilir. Bu hayatın cilvesidir. Fakat evli kişiler, bu gibi durumda bir birine destek olup o olumsuz durumdan kurtulmalıdır. Aksini düşünürsek eşlerden biri nedir bu senden çektiğim artık sana katlanamıyorum. Zaten ne geliyorsa senin yüzünden benim başıma geliyor deyip senden usandım artık ne çocuğu düşünüyorum ne başka bir şeyi sadece seni bir daha görmek istemiyorum deyip adliye koridorlarında yanında avukatıyla yıllarca bir yastığa baş koymuş eşine nefretle bakıp uzaklaştıktan sonra çok şükür bu pislik adamdan kurtuluyorum diyen annenin yetiştireceği çocuğun ruh halini siz düşünün . Kişiliği ne kadar sağlam olursa olsun? Ne kadar hayatla mücadele eden bir çocuk olursa olsun tartışmalı ortamlarda büyüyen çocuklar üzerinde mutlaka bu tartışmalar iz bırakır. Eğer tartışmalar iz bırakıyorsa anne babası boşanmış çocukların ne kadar etkileneceğini artık siz düşünün. Boşanma sürecine gelen eşler boşanmadan önce bir daha düşünsünler. Çocukları varsa boşandıktan sonra çocuğun gönlünde ve zihnin de büyük yaralar açılacağını bilmelidirler. Hem boşanacak duruma geleceksin hem de ben ülkemi, vatanımı seviyorum diyeceksin. Nerde kaldı senin vatanseverliğin sen geride gönlü yaralı, kolu kanadı kırık bir çocuk bırakıyorsun. O çocuklar iş hayatına da atılsalar anne babada olsalar bu ezikliği hissedecektir. Gelin bu ezilmişliği bu üzüntüleri gelecek nesillerle yaşatmayalım. Ceviz kabuğunu doldurmayacak şeyler için yıllarca emek verilmiş yuvaları yıkmayalım. Yıkmayı düşünenleri de insanlık adına uyaralım.
Bu yazı 766 kere okundu.
|