Suyu son derece berrak, tertemiz olan bir derecik, kenarında sesiz sedasız oturuyordum. Çevreyi izlerken, bir karınca yuvasının olduğunu fark ettim. Orada karıncaların dökülmüş ekmek kırıntılarını, yuvalarına taşıdıklarını gözlemledim. Merakla onları izlemeye başladım. Yuvaya biraz uzakta bir karınca, dikkatimi çekti. Kendisinden birazcık büyük olan bir ekmek kırıntısını taşıyordu. Tabi ki ekmek kırıntısı, kendisinden büyük olduğu için taşımakta hali zorlanıyordu. Ekmek kırıntısını, düşürüyor düşürdükten sonra tekrar taşımaya çalışıyordu. Merakım daha da arttı. (Bakalım dedim. Bu ekmek kırıntısını, taşımaktan vazgeçecek mi? Karınca, ekmek kırıntısını taşıyamadığı içi defalarca yuvarlandı. Fakat; o ekmek kırıntısında vazgeçmedi. Karıncanın azmine, hayran olduğum sırada; başka bir karınca, gelip ekmek kırıntısını taşımaya yardım etmeye başladı. Ekmek kırıntısını, birlikte taşımaya başladılar. Fakat; çakıl taşlarının üzerinden geçerken birlikte yuvarlanıverdiler. Buna rağmen ikisi birlikte, gidip o ekmek kırıntısına yapışıverdi. Onlar, ekmek kırıntısını yuvalarına taşıyana kadar hayranlıkla onları gözlemlemeye devam ettim. Eninde sonunda, ikisi birlikte o ekmek kırıntısını taşıdı. Şöyle gözlerimi, biraz kapatıp düşünmeye başladım. Bu, canlı fakat akıl nimetinden yoksun karınca zorda kalan diğer karıncaya yardım etti. Üstelik yardım ederken, defalarca düştü kalktı gene de yardım etmekten vazgeçmedi. Bizlere ne oluyor da Rabbena hep bana diyoruz. Yardıma muhtaç birini, gördüğümüzde neden yardım etmiyoruz? Millet olarak, yardım sever olduğumuzu biliyorum. Fakat; yaptığımız bu yardımlar, yeterli gelmemektedir. Şöyle şehir merkezinin dışına çıkın. Ara sokaklara sapın. O zaman sizlerde rahatlı göreceksiniz ki yapılan yardımlar, gerçekten yetersiz. O, garibanlığın kol gezdiği sokaklarda; kocasını genç yaşta kaybedip de iki çocuğuyla ortadan kalan umutsuz, biçare bir şekilde bekleyen taze gelinler… Tek başına yaşayıp da, hiçbir sosyal güvencesi olmadan hasta yatağında inleyen hastalar… Çocukları için, başkasının paspası olup da çocuklarından bir kuruş yardım alamayan yüreği yaralı anne ve babalar ...Anne ve babası ölüp de, yağan yağmurda ıslanmamak için saçak altında bekleyen yetimler…Bu garibanlık resmini, çizebildiğiniz kadar çizebilirsiniz. Bu garibanlık tablosunun en acısına, şahit olup da elini kolunu oynatmayan kişiler, ben ülkemi ve milletimi seviyorum demelerinin bir önemi var mı? Bu güzelim vatanımızda, sadece bir kesimin mutlu olması lüks ve refah içerisinde yaşaması yeterli değildir. Bir çok ülkeden, yer altı ve yer üstü zenginlik kaynağı bakımından üstün olan; dört mevsimde ki bütün güzelliklerin yaşandığı ülkemizde, gariban kalmasa yardıma muhtaç kişilere yardım edilse ne kadar güzel olur değil mi? Düşünemeyen, fikir yürütemeyen iki karınca bile birbirine yardım ederken bizler neden birbirimizin elinden tutmuyoruz? Vatandaşlık görevimizi, az da olsa yapmak istiyorsak önce çevremizden başlayarak garip gurabı gözetmeliyiz. Unutmayalım ki gözü yaşlı, kalbi buruk bir şekilde avucunu açan bir çok gerçek anlamda ihtiyaç sahibi vardır. Az çok demeyelim gönülleri fethedelim. Nice gönülleri fethetmeniz dileğiyle hoşça kalın, hoş kalın
Bu yazı 678 kere okundu.
|