|
Geçen hafta Soma FM radyosunda Somaspor için bir program yapıldı. İyi niyetle yapılan program, Soma sporunda geriye dönük iş disiplininin ve ciddiyetinin boy gösterdiği yılları içeren bir nostalji programına dönüştü. Katılımcılar güzel anıları derlerken sporla ilgilenmesi gerekli Makamların aslında spora çok yardım ettiklerini, özel firma yetkililerinin işe el attığını belirttiler.
Emeklerini yıllarca spora yansıtmış bu arkadaşlarımız, sanılanın aksine bazı parasal kaynakların da Somasporun emrine sunulduğunu ifade ederlerken herkes üzerine düşeni yaptı havasını oluşturdular.
Her şey yerli yerindeydi yani.
Her şey yerli yerindeyse, o zaman benim de aklıma Somaspor niye bu hallerde sorusu geliyor. Benzer parasal kaynaklarla yola çıkan komşularımız üst liglerde mücadele ederken demek ki biz bu kaynaklarımızı verimli kullanamadığımız için belde takımlarıyla körler sağırlar birbirini ağırlar konumunda kalıyoruz.
Ben, konuyu daha önceki yazılarımda detaylı irdelediğim için aynı şeyleri tekrarlamayacağım. Ama sonuçta fatura sponsorluk kanununu çok iyi bilen ama nedense sponsor olma konusunda isteksiz davrananlara çıkmış gibi görünüyor.
Galiba arkadaşlarımızın söylemeye çalıştıkları ama içlerinin elvermediği cümle Somaspor’un bittiği veya bitirildiği cümlesidir. Üzülerek ifade edelim ki; Somaspor bit-ti…
Bunların yanında Soma’da güzel şeyler yok mu?
Elbette var. Ama bunları tanıtmak için istek ve gayret yok. Doğal ve kişisel nice güzellikler tanıtılmadığı için hepsi kendi içimizde yaşanıyor. Kapalı bir kutu gibiyiz. Örneğin Şirince kimseler tarafından bilinmezken nasıl başardılarsa şarap üretiminde güçlerini kamusal olarak birleştirerek adlarını duyurdular. Bizim de böyle bir çalışma bekleyen gizli kalmış nice değerlerimiz var.
Ne tarihi Çarşı Camiinin altındaki Balıkhanenin, Damgacı Camiinin tarihi dokusunun ön plâna çıkarılması ne de peri bacaları, Suçıktı, Karacahisar Değirmeni gibi hoş görünümlü doğal güzelliklerin tanıtılması çabası gündemde yok. Bir zamanlar başlatılan ancak arkası gelmeyen Tarhala, Yağcılı folklorü yok.
Yüzyıllık geçmişi olan madenciliğimiz, Tarhala nar ekşisi yok.
Biraz kişiselleştireceğim ama on yıllardır aynı yerlerinde hizmet veren Şerafettin Ağabeyin Kardeşler Esnaf Lokantasının veya Dönerci Ramazan’ın dönerinin ardından Neredeyse 50 yılı aşkın geçmişi olan İpek Pastanesinin öğleden sonraları çıkan tulumba tatlısının tanıtımı yok…Yok...
Türk halkı durduk yere bir gıda sektörünü 150 yılı aşkın süre yaşatmaz. Balıkesir Üniversitesinin araştırmasına konu olan günümüzde 4. kuşak torunlarıyla yaşatılan ve kitaplara konu olan kalitesini koruyan Helvacı Sağır Ahmet’in tahın helvası-lokumu, Turgutalp’te Şıracı Ramis ‘in dededen kalan, Anadolu batısında bile emsali bulunmayan göveçte kuru-pilavının tadı Bursa iskenderi gibi inadına tanıtılmalı ve yaşatılmalıdır.
Gurme yazısı gibi oldu ama bunu ben yazmazsam bunların kıymetini kaybolup gidince anlarız. Tıpkı (eskiler bilir) Yeşil dağların güzel kuşu Niyazi Amca’nın jipi, Ağalar Pınarının üstünde ara sokakta tadına doyulmaz ekmek ve simit pişiren ekmekçi kara fırın ya da Leblebici Ahmet’in kırık leblebileri gibi anılarımıza mahkûm ederiz.
Anılarda yaşayan Linyitspor ve Sotesspor derbilerinin ardından, Somaspor gibi acılı yemeğin üstüne de Soma’ya özgü tatlılıklar yazıya daha iyi oturdu.
Bu yazı 1578 kere okundu.
|