|
Bütün dünya emekçilerinin kutladığı 1 Mayısı yıllarca bahar bayramı tatili yapıp bu milleti baharın gelişiyle ile işçi bayramını ayırt edemez muamelesine tabi tuttular.
Koskoca 1 Mayısı sakladılar.
Yasaklar insanlara her zaman cazip gelmiştir. Bir şeyi eğiterek engellemek yerine “yassah hemşerim” mantığıyla engellemeye çalışırsan o yasak insanı daha da cezbeder. Çimlere basmanın yasak olduğu yerde insanın çimlere basası, girmenin yasak olduğu yerlere giresi gelir.
Yasak mantığı işe yaramaz. 12 Eylülün ertesinde seçimden önce bir akşam “Atatürk milliyetçiliğine ve demokrasiye inanmış partiye oy verin” deyip yön tayin edilince millet “Bana Atatürkçülüğü demokrasiyi sen mi öğreteceksin ben oy vereceğim yeri bilirim“ deyip aklının yattığı yere yönleniverdi.
Yani bu millet dayatmayı sevmiyor.
Dayatmayı sevseydi 1936 yılına kadar İngiliz hakimiyetinde yaşayıp, o tarihten sonra bağımsızlığımızı alarak padişah efendimizle gül gibi yaşayıp gideriz dayatması olan İngiliz mandasına razı olurdu. Ama bu defa tarihte bize Atatürk’ü çete reisi diye öğretirlerdi.
Olmayınca olmuyor. 1 Mayısın Bahar bayramı olmadığı artık anlaşıldı.
Milleti nasıl olsa bu kısıtlamalara alışık diyerek dar boğazda tutmak galiba bize özgü bir husus. İşte şimdi 1 Mayıslar gümbür gümbür kutlanınca dünyanın sonu da gelmiyor. Bu yüzden ben bayramımı kutlamalıyım.
Ancak günümüzde hizmetler dayatma gibi. Lüks ve çağdaşlık içinde yaşamak lütuf değildir diye savunuyoruz. Oysa ücret karşılığı çalışan emekçinin, ücret karşılığı çalışan diğer emekçiye yaptığını başka kimse yapamıyor. En azından bayramını kutlamak isteyen emek sahibi öteki emekçinin hiç gerek yoktu tavrıyla karşılaşıyor.
Nasıl olsa konforsuzluk hakkımız da ondan herhalde…
Emek yoğun bir kent olan enerji başkenti Soma, bakım adı altında arefe günü yada ayda bir enerji kesilmesini gördü. İşin tuhaf tarafı bu kesintiden etkilenip zarar eden bir başka emekçi kesimi işçi, esnaf, iş adamı, madenci hiç sesini çıkarmıyor. Yenilenen kablolar altınla kaplansa bu kadar sık enerji kesilmezdi.
Öte yandan İnsanlar rahat rahat parasını yolluğunu alsın diye pırıl pırıl bir SGK hizmet binası açılıyor ama parayı pulu alamamaya devam ediyor. O zaman açılmasa da olurdu, çünkü paralarını eskiden de alamıyorlardı.
Dostlar alışverişte görsün!...
Arada iğneyi kendimize de batıralım. Yerel basının sıkıntısını 7 gün 24 saat yaşayan gazetemizin beyefendi editörü Hafit Uyar da fazla demokrasiye gerek yok düşüncesinde midir nedir (!) bize ve haberlere gelecek yorumları sadece üyelerine açık bırakınca vatandaş temelli sesini çıkarmaz oldu. Her hafta en az on-onbeş kişi bana görüşlerini sağda solda iletiyor ama yarısından fazlası bu yeni uygulamadan yakınıyor.
Bütün bu emekle çalışanların bakımdı, eski malzemeydi, eleman eksikliğiydi, şifreydi, yoğunluktu diye birer açıklaması var ama bizimkinin yok…
Hani kartal okla vurulmuş, dönüp yarasına bakıp “Beni düşman değil kendi kanatlarımdan yapılan okla vurdular” demiş. Sonuçta kendi kendimize yapıyoruz. Hastasına etik davranmayan bir hekim için amiri olan İl Sağlık Müdürlüğüne başvurduğum zaman mevcut duruma alışık olanlar “aman boşver” yarışına girdiler. Böyle olunca, istenmese de o soğuk görünümlü Mahkeme duvarları en doğru yol oluyor ve herkese haddini bildiriyor.
Sonuçta hak arama hakaret ile eş değer tutulduğu müddetçe emekçi bu konforsuzluğun içinde yaşar gider.
Ben de bir emekçiyim. Yazılarıma bakıp, bana hergün bayram görseler bile ben önce tüm emekçilerin sonra kendimin bayramını samimiyetimle kutluyorum.
Nice İşçi bayramlarına…
Bu yazı 1005 kere okundu.
|