|
Biz, gerçekten kendine özgü, eşi benzeri bulunmayan ilginç bir milletiz. Bizim gibi başka bir ulus var mıdır bilmiyorum. Sevinçte de üzüntüde de çok çabuk birleşebilen ama bunların dozunu ayarlamakta sıkıntı yaşayan bir toplumuz.
Geçen Pazar günü kültür olarak bize ait olmayan, ama manevi duygulara verdiğimiz değerin etkisiyle canla başla kabullendiğimiz Anneler gününü büyük bir duygu yoğunluğuyla kutladık.
Sıcakkanlı oluşumuzdan herhalde ki; Hiç tanımadığımız bir insanın annesine "ANA" veya "TEYZE" deriz. Birden "BABACIM”, “AMCACIM" diye sahipleniriz. Ya ailemizin en büyüğü ilân ederiz ya da ana-babamızın kardeşi yaparız.
Buraya kadar güzel de; İşte bundan sonra dağıtırız. Sövmelere bile o en kutsal varlıklardan başlarız. Sadece kızdığımız zaman değil; sevinince, mutlu olunca sövmeyle severiz. Affınıza sığınarak örneklersem; sanatçıya "Vay be ne güzel oynuyor(yapmış) i..." " Ne güzel şarkı söylüyor or...", " Amma güzel şut çekiyor pz..." gibi garip övgüler (!) bize mahsustur. Tekrar affınıza sığınırım ama yanlışsa yanlış deyin.
Başta kendim olmak üzere, milletçe zorla kabul ettirmelere karşı çıkarız. Biri bana kanuni zorunluluğun dışında bir şeyi yapmaya zorlasa ben inadına bildiğimi okurum. Gençliğimde Uludağ Üniversitesinde entel-dantel gerekçelerle beni bir sanatçıya hayranlık konusunda zorladılar ve ben “Bunu sevmek zorunda mıyım” dediğim için beni o gruba (derneğe) almadılar. Ne büyük keder!...
Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
Herkes kendisini olmayacak bir işi bir defaya mahsus yapabilme yetkisinde görür. Nede olsa bir defa delinmekle bir şey olmaz mantığından geldiğimiz için Haziran ayında düğün-dernek ve sınav maratonları aynı anda başladığından, bir defa korna veya davul çalarsam kimse bir şey demez mantığı köşe bucakta kendini hissettirir.
Bazen, yanıldığım psikolojisine girsem bile yaşananlar hiç de öyle demiyor. İnsanların haklarını sonuna kadar kullanmasını ve korumasını ısrarla savunurum. Ancak senin hakkının başladığı yerde benimki biter mantalitesini kabullenmekte zorlanırız. Herkes insan hakkından söz eder. Ama anneler gününde anasının elini öpemeyen şehidin insan hakkı, o kardeşimizin vatan toprağına emanet edilişinin ardından rafa kaldırılır. Faili mechule uğrayanların başına şehitleri eklemek kimsenin aklına gelmez. Kimse demez mi; törenlerdeki hamaset nutuklarının yanında onlara ve analarına kim sahip çıkacak yada daha ne kadar şehit gelecek oralardan diye…
Yani; Ülkenin en güzel yerlerinde rant kur, ekmeğini ye, suyunu iç, işine gir, bin yıldır yaşa; Ondan sonra kahrol te-ce!.. Öyle mi? Peki bu sessiz çoğunluk Türk olmak hakkını kullanıp, devlete sahip çıkarsa ne olacak?
Her neyse; Hiç bir şey, bir ana için evladının yerini tutmaz ama tüm şehit analarının ellerinden öpüyorum. Şehit anasının vatan toprağında yatan evladı sayesinde bu Cumhuriyette hür yaşayan bir diğer evladı olarak, tüm şehit analarının hiç bitmeyecek bekleyiş ve hasretle örülü anneler gününü kutlayarak onlara samimi saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum...
Hatırlayan var mı bilmem ama, Cinge cephesiyle ilgili bir şeyler demiştim… 15 Mayıs tarihi İzmir’in işgalinin yıl dönümü olmakla birlikte Soma’da Kuvay’ı Milliye Teşkilatının ve buna bağlı Cinge Cephesinin kuruluş yıldönümü…
Birden aklıma geliverdi işte.
Ama recep ayı, deniz mevsimi yaklaşırken, rengârenk güllerin açtığı devlet sınırları içinde kimse hatırlamıyor olabilir. Eş başkan, yan başkan, dik başkan umurumda bile değil !
Onlar şimdilik bu bayrağın gölgesinden nasipleniyorlar…
Bu yazı 1153 kere okundu.
|