|
Ben demokrasimizi sorunlu bir çocukluk, gençlik dönemi geçirip doğru dürüst bir işte dikiş tutturamayan bir insana benzetirim. Tam düze çıkacakken muhtelif sorunlarla karşılaşan insan gibidir demokrasimiz.
Bu demokrasi yakın tarihimizde devrim, muhtıra, harekât, post-modern gibi isimlerle bol bol kesintilere uğradı.
Bunların en sıkıntılısı ve insanların üzerinde en iz bırakanı 12 Eylül oldu. Anılardan öğrendiğimiz kadarıyla kod adı Bayrak Harekâtı olan bu harekâtın önce 11 Temmuz’da yapılması planlanmış ancak daha sonra 12 Eylül’e ertelenmişti.
11 Temmuz’un veya 12 Eylül’ün üzerinden tam 30 yıl geçti.
30 yıl demek çalışma hayatında emekliliği hak etme aşamasında çok önemli ve uzun bir zaman dilimi demektir.
12 Eylülden önce, her gün onlarca insan egemen güçlerce birbirine katlettirilirken bu tarihten itibaren günlük cinayetlerin bıçak gibi aniden kesilmesi bile üzerimize oynanan oyunu fark ettirmedi bizlere.
Bu oyunu o gün oralarda görev yapan o insanlar bile fark edemediler. O insanlar dediğim, 12 Eylül sürecinin fiilen görev verdiği ve görev adı altında diğer insanlara eziyet eden bazı insanlardır… Geçen 30 yılın ardında, o insanlar şimdi emeklilik günlerinin tadını vicdanen çıkarabiliyorlar mı acaba merak ediyorum.
Ya da emir kuluyum deyip elektrik verdikleri, zindanlarda falakaya yatırdıkları, copladıkları, zincirledikleri, askıya astıkları, dövdükleri hatta astıkları insanlarla şimdi aynı toplumu paylaşıyor olmanın sıkıntısını yaşıyorlar mı?
Hiç sanmıyorum.
Nice insanlar bir gecede, emir aldık deyip o insanlar tarafından bu toplumun arasından sorgusuz sualsiz içeri alındılar. O gece alınanlar tam 8-10 yıl sonra travmalarla topluma adapte olmaya çalıştılar.
Ne oldu?
Bunlara alenen karşı çıkan, pankart açan devrimci bir nesil ile devlet töresi gereği ses çıkarmadan karşı çıkan ülkücü bir nesil zorla SEV-GENÇ’li yapılmaya çalışıldı.
Son çırpınışlar denilen terör beslenen köpek gibi serpildi boy attı.
Sorumsuz, vurdumduymaz, sorgulamayan, ezberci, kültürden uzak ve bölünmüş bir gençlik oluşturuldu. Sonra bu gençliğin başına sen hiç birşey düşünme dercesine sınav üstüne sınav bela edildi.
Yani sonuçta emir alanlar topluma adapte edildilerse bile emir verenler kendini sanatın güzelliklerine kaptırdılar. Sanki bütün suçları ört bas edermiş gibi sanata sığındılar.
Sanatla ilgilenmek çok güzel bir şeydir. Ama resim yapmakla yaşatılan acılar hafifletilmez. “Pişman değilim netekim” demek insanı cennete götürmez. Cennete gidebilmek için önce ölebilmek sonra da kabir sorularına vicdanen rahat cevap vermek icap eder netekim!...
Bu yazı 669 kere okundu.
|