|
Huyumuzdur. Canlar yanana kadar önlem alınması gereken yerlerde zamanında önlem almayız.
Türk insanının unutma süresi üç aydır diye bir yerlerde okumuştum. Bana uzun bir süre gibi geliyor. Unutamayanlar ise ateşin düştüğü yerde yananlardır.
Güzel ve çağdaş bir eğitim, içilebilen temiz su, kesilmeyen elektrik, yürünebilen yol ve kaldırım, yaşanabilen can ve mal güvenliği, (daha da eklenebilecek) konforlar lüks veya siyasi lütuf değildir.
Hakkımızdır.
Akıp giden trafikte yol ortasında sırf yolcu indirip bindirdiği için trafiği felç eden anlayış hak sahibi olamaz. Arkada hastasıyla yaşlısıyla bebeğiyle bekleyenin bu yolu kornalarla protesto ederek açtırmaya çalışması insanda gerginlikten başka bir şey oluşturmaz. Ya da bunlara ceza yazma(ma)k haklı olduğunu kanıtlamaz.
Yaşlılara ve hamilelere yer verin ibaresi toplu taşıma araçlarında yazılı matbu bir levhadan başka bir şey değil artık. Bu husus insanın edebinden gelen bir davranış biçimidir. Bazı hasletler içgüdüseldir. Okullarda değil ailelerde öğretilebilir bir konudur.
Onyıllardır yapılması gereken çağdaş hizmet biri talep etmedikçe icra sahası bulamıyor.
Ne zaman bir ah-vah diyeceğimiz bir olay olursa, olay yerinde ardı ardına çalışmalar yapılır. Nitekim Beşyol’da yakın bir zamanda yolun karşı kıyısında yolcusunu indirip bindirmeye çalışan ya da trafiğin akış yönünde valizini yükleme telaşında olan insana bir şey olursa buna en çok halen çaresiz olan şoför üzülecektir. Oraya küçük bir cep yapmak ise sorumluluk sahibi yöneticilerimizin aklına o üzücü olaydan sonra gelecektir.
Ölümlü dünyada hak hukuk derken adalet anlayışı da göz ardı edilmemelidir. Hergün birimizin peşinde koştuğu adalet birgün hepimize gerekebilir.
Birinci derece deprem kuşağında olan bir beldede komşular arasında farklı statüde ruhsat dağıtan meclis, İstasyon Arka mahalleye veya Azota balık istifi giden insana da adil davranmak zorundadır.
Sonra durduk yerde adaletle karşı karşıya kalacak çünkü…
Bu yazı 674 kere okundu.
|