|
Tek bir yazıya takılıp kalmak istemem ama, geçen hafta yazdığım “Seçtiğim, seçtiğim yerde kalmalı” başlıklı yazım nerelere ulaştı. Meğer ne kadar çok muzdarip varmış!...
Halbuki bu hafta niyetim bizim üniversite dönemlerimizle şu andaki üniversiteleri kıyaslamaktı. İçinde yer aldığım 1981-86 arası (belki daha da sonrası) üniversiteler 12 Eylül yönetimince bastırılmış üniversitelerdi. Buralarda sadece Sev-Genç le uğraşmak serbest geri kalan her türlü fikri üretmek ve yaymak yasaktı.
Politikadan uzaklaştırılmış YÖK ün ilk baskıcı deneme uygulamalarına maruz kalmış gençlerin bu baskıları kırmak için küçük ve sıradan eylemleri bugünlerle kıyaslanamaz bile. İşte bu hafta yumurtaya soğana girmeden sadece bundan söz edecektim. Çünkü evvelki haftalarda çarşı-pazardan söz ederken enflasyonun yüzde on falan değil gerçeğinin çok daha yukarılarda olduğunu belirtince devlet sırrı gibi muamele gördü.
Yani dünyanın en pahalı yakıtının burada kullanılması, Geçen hafta pazarda 1 Liraya satılan malın bu hafta 2 lira olması, memura verilen zammın daha uygulamaya girmeden erimesi kimsenin umurunda değil zaten.
Yaşanan olaylar dikenin deveye yaptığı (veya yapamadığı) etkiyi bile yapmıyor. Hiçbir şey demek istemezken bile arada bir şeyler deniyor işte.
Nitekim geçen haftaki yazıya öyle ilginç, güzel, çarpıcı ve akıllı yorumlar geldi ki bu hafta da buna devam etmek zorunluluk oldu.
Bir çok kafadan ses çıktı.
Yazdıklarımın doğru bir tespit olduğundan, parti değiştirenlerin siyasi yaşamının ahlaken ve seçmence sona erdirilmesi gerektiğinden tutun da, bunun ilkeyle veya ilkesizlikle bir alakası olmadığından, bu konulara girmenin gereksizliğinden, çünkü koşulların bunu getirdiğinden, oy verdikleri kişilerin giderken fikirlerini almadığından bahsettiler. Hatta bu fikirlerimi siyasette neden yansıtmadığım dahi sorgulandı. İlginç olan parti parti gezenler revaçta gibi görünse de adam gibi durduğu yerde duranlar eleştirilmekten başka yarar görmedi.
Bunlardan bir tek “Bu konulara girmenin gereksizliği” söylemine alındım.
Ben bir karar toplantısında etki altında kalmamak adına fikirlerimi herkesten önce dile getiririm. Karşımdakinin fikri daha makulse buna da uyarım. Çünkü benden de üstün düşünen mutlaka vardır.
Ama en azından ufak tefek yazılar yazarak düşündüğümü açık yüreklilikle söylüyorum. Düşüncesini beyan edemeyişinin ardına bahanelerle sığınan insanlardan değilim. İyi veya kötü doğru veya yanlış fikrimi ifade edebiliyorum zaten. Fikirlerim minelenince bunları kendi gölcüğümde tutmak yerine daha büyük yerlere yansıtıyorum.
Bu yüzden etik çerçevede her şey konuşulabilir. Yıllarca önce duyulmaktan dahi korkulup tabu sanılan konular günümüzde rahatlıkla tartışılabilir hale geldi nitekim…
Bu yazı 719 kere okundu.
|