|
Uzun olmayan yazı geçmişimde en belirgin olarak şunu öğrendim: Kimseye yaranamazsın. Hele yaranma gibi bir gayretin doğuştan oluşmamışsa bu daha vahim bir durumdur. Resmen arada kalırsın.
İnsanların ve sistemin hep iyi yanlarını görürsen hiç sorun olmaz. O zaman sade vatandaşlarca yağdanlık sıfatıyla payelendirilirsin. Polianna gibi yaşamın her alanında mutluluktan pay çıkarırsan; yeşil ormanları, güzel kuşları şırıl şırıl akan pınarları yazarsan sesini çıkaran olmaz. Ama bunları yoldaki çamurla kirli havayla akmayan trafikle ilişkilendiremezsin.
Hep söylediğimdir: Güzel ve konforlu icraatlar ilk çıktığında insanlara hep uçuk gelmiştir. Ama bu konforu günlük hayata uyguladığın andan itibaren geriye dönüş asla söz konusu olmaz.
Tuhaf bir duygulanımımız var. Belki ben de bu toplumun bir ferdi olarak bu duygulara uyum sağlıyorum. Eleştirildiğim veya kendimi eleştirdiğim zaman çark etmekle karşı karşıya kalıyorum.
Yazılarımda herkes gibi beğendiğim ve eleştirdiğim yanlar var elbette. Önce eleştirilip sonra belli bir düzene konan uygulamalara teşekkür etmediğimi ifade edenler şahsi maillerimde tenkit konusunu oluşturabiliyorlar. Teşekkür ettiğim veya kendi yanlışımı bulduğum zaman da “hah yola geldi“ oluyorum.
Örneğin geçen hafta yurt dışına hiç çıkmayışımdan söz edip Türkiye nin batıya nazaran hiç de geri olmadığı savım karşı görüş buldu hemen.
Yurt dışına çıkmadan ülkenin güzel olduğunu nerden biliyor muşum? Yurt dışına çıkmam ufkumu açarmış falan. Ben hala görüşümde kalıcı davranabiliyorum. Türkiye özellikle sağlık alanında İngiltere den daha ilerde olup, ABD ile yarışabildiğini teknoloji sayesinde elimde bulabiliyorum. Türkiye nin Özal dan sonra ulaştığı teknolojik ilerlemeyi 70 lerin teknolojik yapısıyla özdeşleştirebilir misiniz? O teknolojiden bugün geri dönmeyi ister misiniz? Hiç sanmıyorum.
Biri çıkıp “tertemiz doğada her yerden her şeyden uzak yapayalnız yaşamak” derse bana hiç inandırıcı gelmez.
Yakın bir geçmişte bütün işlerden elini eteğini çekip teknesiyle dünya turuna çıkan çok ünlü ve zengin bir iş adamımız doğayla ve denizle olan bu baş başa yaşamına haftada 2 gün ara verdi. Türkiye ye gide gele turunu (!) tamamladı.
Çünkü bu ülke terk edilesi bir ülke değil. Gerçekten doğasıyla insanıyla gelenekleriyle hasletleriyle çok güzel bir ülke.
Bu yüzden eksikleri gördüğümüz zaman eleştirmemiz, güzellikleri gördüğümüz zaman alkışlamamız insani zaafımız değildir. Üstüne insan olmamızın getirdiği bir zorunluluktur. Soma da Türkiye nin küçük bir aynasıdır. Burada da eksiklikler yaşanırken güzellikler de kendine ayrı bir yer buluyor.
Soma nın ülkemize katkısının asla inkâr edilemeyeceği ve burada yaşanan güzelliklerin olduğu gerçeği, Soma da yaşananların eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Yani yaşanan tüm gerçekler gerçek birer yaşanandır.
Bu yazı 981 kere okundu.
|