|
Geçen haftaki “SANAT VE TİYATRO” başlıklı yazımın son cümleleri benden kaynaklanmayan nedenlerle hem baskıda hem de internet basımında kendiliğinden yok olmuş gitmiş.
Yazım “1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü 1961 yılında aldığı bir kararla 27 Mart gününü Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etti” dedikten sonra pat diye biten bir yazıya dönüşmüş. Halbuki yazının ardında -özetle- enstitüye üye ülkelerde 27 Mart gününün "Tiyatrolar Günü" olarak kutlandığını belirterek, 27 Mart günü her ülkenin sanat ve tiyatro adamlarınca hazırlanan bir bildirinin sahnelerde okunduğundan söz etmiştim.
Bu sanatsal etkinlikler yaşamımızda var olan umudu, sevinci, acıyı, bir arada sunar. insanları düşünmeye sevk eder, eğitir ve eğlendirir demiş ve birlikte gülmeyi ağlamayı yaşamayı aşıladığını vurgulamıştım. Tiyatro geçmişi, günümüzü, geleceği anlamamıza yardımcı olur diye yazdıktan sonra bu tür sanatsal etkinliklerin yaşamın bir parçası haline getirmesi gerektiğini anlatarak bitirmiştim.
Buralar teknik bir hatayla silinmiş ama neyse ki düzeltme şansımız var olduğundan, yazımıza bu hafta böyle başlamış olduk.
Bu yazı bağlamında gerçekten sanatın her alanı desteklenmeli. Sosyal projeler ilgi duyulacak şekilde gündeme getirilmelidir zaten.
Farkında değiliz ama sanata ilgisiz görünen bir toplum olsak da güzel bir müzik, şiir, tiyatro, film, resim gibi unsurlarla karşılaştığımız zaman hemen etkisi altına giriyoruz. Bu yüzden batı dillerinde olmayan veya farklı anlamlarda kullanılan “OYNAK, DAMAR” tabirlerini icat etmişiz. Günün belli zamanında insanı coşkuya sevk eden eserlerin yanı sıra günün başka bir zamanında duygusallaştıran “damar”lar da vardır.
Sanatsal etkinlikler göze kulağa duyguya hitap eden unsurlar olduğu müddetçe insanlık bunları arayacaktır. Son haftalarda gelen kumpanyalarla bu arayışa Soma da katılıyor.
Yerel sanatçılarımızın bu sevdalarından vaz geçmeye niyetleri yok deyişime karşılık, birkaç gönüllünün etkinliğimizi beş kişiye de sunsak vazgeçmeyiz demeleri bu sevdadan kaynaklanıyor. Ama dolu salonlara sunulan oyun veya konser emek sahibini çok ama çok mutlu ediyor.
Soma dan ne cevherler var esasında. Ama bazen o cevherlerde kişisel gayretler yeterli olmuyor. Bu tür yeteneklerin muhakkak desteklenmeleri gerekiyor. Yoksa günlük hayatın içinde eriyip giderler.
Örneğin; Ben düne kadar zeolit maddesini ne bilirdim ne de duyardım. Ama Rıfat Dağdelen Anadolu Lisesinin öğrencileri okul idaresinin ve öğretmenlerinin öncülüğünde, kömürün küllerinden zeolit üretimi projesi ile TÜBİTAK ın proje yarışmasına katılmışlar. Hem de Manisa yı temsilen tek okul olarak.
Bu yazının yayımlandığı esnada yarışma sonuçlanmış olacak. Derece alsalar da almasalar da, Soma nın geçim kaynağı olan kömürün küllerinin değerlendirilmesi projesinin Manisa adına yarışmaya katılması, burada cevherlerin var olduğunun göstergesidir.
Adını hatırlamakta zorlandığım zeolitin ne işe yaradığını araştırdığımda ise kullanım alanlarının ne kadar çok olduğunu, buraya sığacak gibi olmadığını gördüm. Bu ürünün çeşitli endüstriyel alanlarda gübreleme ve toprak hazırlanmasında yüksek iyon değistirme (?) ve su tutma özellikleri nedeniyle toprağın tarım için hazırlanmasında, hayvancılıkta, maden metalürji ve enerji sektöründe çok önemli katkılar sağladığını bu öğrenciler sayesinde öğrendim.
İşte ardına düşülmesi gereken bir cevher daha!...
Bu yazı 886 kere okundu.
|