|
Geçen haftadan bu yana dediğim gibi; yazamadığım zaman her şeyi kabul ettiğim anlamına gelmedi. Şimdi de 2 yıl boyunca burada yazdıklarımın muhasebesini yapıyorum.
Bakıyorum da: 1 Mayıs Emekçi bayramından söz ederken bayram gibi anlatmamışım. Bu yazıdan bir-iki hafta öncesi övdüğüm cop ve gaz kullanma hakkı bulunan emekçilerin bu aksesuarlarını ülke çapında diğer emekçiler -özellikle gençler- üzerinde bol bol kullandığına tanık olduk. Bayram böylece bitti.
Cevap gelmeyeceğini bile bile aklıma takılan bazı yerel soruları aralara sıkıştırdım. Lider başlıklı yazım ile lidersiz bir Soma dan bahsederken bugünleri o günlerden görmüş gibi oldum. Lideri olmayan Soma nın bu seçimlerde yine emanet milletvekillerine kaldığını gördük hep beraber. Bir parti seçilme şansı en yüksek olanı adayını kendi iç çekişmeleriyle listelerinde son sıralara yerleştirdi. Diğerleri halkının içine karışmayanları temsilci yapma gayretine düştü. Sonuç sıfıra sıfır elde var sıfır.
Bir başka hafta sosyolog gibi yaklaştım. Unutmayı çok çabuk başaran milletimi tanıdığımdan milletvekillerime referandum ile ilgili sorular sordum. 12 Eylülde emir kuluyum deyip başka insanlara eziyet edenlerin, zindanlarda falakaya yatıranların, coplayanların, zincirleyenlerin, dövenlerin bu zulmü reva gördükleri bu toplumla aynı hayatı yaşıyor olmanın sıkıntısını yaşayıp yaşamadıklarını sorguladım .
Siyasetin memurlara yasaklanırken düşünen ve eğitimli beyinlerin neden dışlandığını araştırdım. Bir-iki lira başlıklı yazımda emekçi kesimin kanayan bir yarasına parmak bastım. Çalıştırdıkları insanların maaşlarından haksız kesinti yapanların da aynı pazardan aynı fiyatlarla alış veriş yaptıklarını anlattım. Enflasyonun yüzde on falan olmadığı bu ortamda böyle bir maaş kesme uygulamasının ticari bir ahlâk meselesi olduğuna inandım.
Bazen umutsuzluğa düştüğüm oldu ve bu Soma dan bir şey olmaz dedim. Yok ortası derken sevinçte tasada ortak olan ve bir ferdi olduğum bu toplumumuzda sevincimizin ve tasamızın ölçüsünü ayarlayamadığımızdan bahsettim.
Kaldığımız yerden Cinge cephesinden bir kez daha bahsettim. Yaptığımız araştırmaları 90 yaş üstü dedelerle ninelerle kameralar önünde yaptığımız sohbetlerle süsledik. Ve Cinge cephesinin siperlerinin yerlerini harita üzerinde birebir belirleyerek ilgililere teslim ettim. Yine kim kime dum duma kaldı.
Haftaların birinde “Seçtiğim seçtiğim yerde kalmalı” dedikten sonra tahmin etmediğim bir ilgiyle karşılaşınca cevap verme ihtiyacını hissettim. Soma siyasetinin son yıllarında o partiden bu partiye gezenleri ima edince aslında bu günün partilerine geçme eğiliminin toplumda hiç hoş karşılanmadığına şahit oldum. Ama Kubi gibi zırt pıoırt parti değiştirmek Türk siyasetinin bir gerçeğiydi. Sanki parti parti gezenler bulunmaz hint kumaşıydı.
Yine de iddia ve ısrar ediyorum. Bir partiden siyasete atıldıysa insan o partinin ilkeleriyle hareket edecek. Umduğunu bulamadığı zaman hizmet etme fikrini kirletmeyecek.
Türkçenin tuqche haline getirilmesinin üzüntüsünü vurguladım. Aydın sorumluluğun getirdiği etkiyle mükellef kanununu anımsatan “oy yoksa iş yok” mantığının karşısına dikildim. Dürüstlüğün erdem kabul edilmeden yaşanması yani herkesin aslında dürüst olması gerektiğini insanlık onuru olarak algıladım.
Yazılarımı ne demek istediğimi anlatabildiğim için sevdim. Bazen türkçeyi iyi kullanamadığımı düşünsem de yazılarım içerik açısından da fena değildi hani. Ne yapalım; Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş.
Mükemmel olmadığımı biliyorum ama el attığım bir işin hesabını da verebiliyorum. Yazdıklarımın özeti şu sözde saklı: “Sevdiğim insanlara kızabilirdim. Sevmek bana mahzun durmayı öğretmeseydi”
Bu yazı 2086 kere okundu.
|