|
Ben kısmetse oyumu kullanacağım.
Demokrasiyle yönetilen tek İslâm ülkesi olmanın hazzını hissede hissede oyumu inandığım yere vereceğim. Kendime göre doğruları ve yanlışları süzerek bana göre doğru olanı seçeceğim.
Soma’dan bir milletvekilinin olmasını canım çok ama çok istiyordu. Soma’yı yaşayan, bu coğrafya insanının sıkıntılarını bilen, bunları muhtelif platformlarda dile getirebilecek yetenekteki saygın ve yeni birinin yüce Mecliste görev yapması çok iyi olacaktı.
Soma’da bunu başarabilecek yetenekte cevherler vardı ama olmadı.
Mevcut milletvekili listelerindeki seçilebilir sıralarda bir Somalının olmasını samimiyetle tercih ederdim. Ben bu fikrimi medeni cesaret sahibi ve Soma için sorumluluk hisseden bir Somalı olarak demokratik bir şekilde ifade ediyorum. Muhtemelen seçilecek sıralarda yer alan milletvekili adaylarımız bu ifademi kendi şahsiyetleri üstüne alırlar mı almazlar mı bilmem ama o husus da kendi tercihleridir. Somalı olmayışları da onlar için bir eksik olmayabilir. Ama ben sizi de temsil edebilirim diyen bir adayın Mecliste ne kadar Somalı davranabileceği tartışılır. Bunu yüzyüze ifade edebilmeyi de isterdim.
Partilerin seçim kampanyaları renkli geçiyor.
Ama oy verenlerin günlük yaşadıkları onların oy tercihlerini etkiler. Bu etkileşim hem ülke çapında hem de yerelde yaşananlar için de geçerlidir.
Ülke çapında özel hastanelere gidebiliyorken, verdiğin bıçak, araç gereç ve özel muayenehane ücretini saymazsan sağlık hizmetleri ücretsiz. Nerden mi biliyorum? Benden iki bin lira istediler de ordan… Benden istediklerinin birazını da devletten alacaklar. Eee bu durumda sosyal güvenlik sistemleri neden zarar ediyor diye soramazsın.
Yerelde devletin yapacağı hastanenin ihale sürecini devlet yetkilisi yerine parti sorumlusu açıklıyorsa veya acil servisimizde stres ve sıkıntı yaşanıyorsa bir etkileşim nedenidir.
Ülke genelinde bana göre hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan kaset safsataları ne kadar iticiyse yerelde oya göre ruhsat söylentileri o kadar iticidir.
Yani ben de bir seçmen olduğum için oyumu kullanırken olumlu ve olumsuz etkilendiğim yaşadıklarımı göz önüne alacağım. Bunları kendi ifadem doğrultusunda düşünmek zorundayım. Çünkü yazdığın veya düşündüğün zaman kuş, çiçek, temiz hava, börtü böcek yazar veya düşünürsen kimseyi rahatsız etmezsin. Seni kendi haline bırakırlar. Zülfüyâra dokunursan, hoşlarına gitmeyeni düşünürsen veya yazarsan şikayet başta olmak üzere seni tu-kaka yaparlar. O zaman kimsenin aklına demokrasi, özgür ifade, hürriyet gelmez. Nitekim gençler de öyle. Böyle allak bullak sınav sisteminde Pavlov’un şartlı refleksi gibi itiraz etmeden sınavlara girer çıkarlarsa sorun olmaz. Ama şifreye sisteme lânet okuyup hak aradıkları zaman muhatap olarak copları bulurlar. Zaten öyle bir psikoloji geliştirildi ki; göz altına alınan birini görünce milletin aklına hemen “Ne halt karıştırdı kim bilir” gelmiyor mu?
Oysa aynı Türk milleti baskı ve zorlamaya da gelmez. 12 Eylül’den sonraki ilk genel seçimler öncesi (şimdilerde halâ yargılanacak diye beklenen) konsey başkanı açık bir şekilde Sunalp’i işaret edince millet “Madem öyle işte böyle” diyerek Özal’ı tek başına iktidara getirmişti. Hem de kendi hazırladıkları seçim sistemiyle…
Bu ülke yaşanacak ve ebediyen yaşatılacak kadar güzel bir ülke. Her şeye rağmen en büyük en güzel Türkiye. Başka büyük başka güzel yok!...
Bu yazı 911 kere okundu.
|