|
Neymiş: “Duygusal milletmişiz”
Duygusal millet dedirtmek için elin Hollandalısına yılda birkaç milyon dolar vermek gerekmezdi. Bizim duygusal olduğumuzu o zaman bilmiyor muydu? Ya da “Siz çok duygusalsınız. Paramı başarı kazanınca verin bari“ demek aklına mı gelmemiş?
Buna “Şecaat arz ederken sirkatin söyler” derler. Yani mazeret uydururken kabahatini açıklar. Zaten sana bu duygusallığın arasından iyi bir takım çıkar diye milyon dolarları saydılar.
Aslında olaylara idareci mantığıyla bakıyorum ve karar veren egosunu hissederek konuşuyorum. Bir yandan da bu toplumun bir ferdi olduğumun bilincindeyim. Bu duygusallığı ben de benliğimde hissediyorum.
Ancak ilgili şahsı savunanların savunması daha ilginç. Kraldan çok kralcılar. “Parayı veren özerk federasyonmuş. Federasyonun sponsoru yüklenicileri vs. de çokmuş”. Sanki dolaylı olarak cebimizden çıkmıyormuş gibi...
Aylık ortalama geçim ücreti 1-2 bin TL arasında olan halkımız da kendi maddi durumuna bakmadan “Eee falancanın hocası bunun iki-üç katı alıyormuş… Alsınmış… Bizim takıma da yakışırmış…” lafazanlıklarına kapılıp gidiyoruz.
Bu söylediklerim sanki daha önce yazdığım “iyi maaş iyi hizmet” yazımdaki fikirlerimle çelişiyormuş gibi algılanabilir. Ama çelişmiyor. Elbette iyi maaş tezini yine savunuyorum. Konumları gereği halka hizmet götürmek ve memnun etmek zorunda olan makamlar iyi maaş almalı ki, temsil ettikleri halk kitlelerinin sorunlarına çözüm ararken bir yandan da nasıl geçineceğini düşünmemelidir. Bunun tam tersi olursa o zaman hizmet veren hizmetini sunamaz. İyi maaş almayan yönetici ayrıcalıklı insanların işinin takibini kendine görev edinirse toplumu rahatsız eden haksız kazançların önüne geçilemez. Bu yüzden 24 saat görev yapan makamların iyi maaş almalarını ısrarla savunurum.
Ama Hollandalı hocanın hiç katkı sağlamadan bizim duygusal millet oluşumuzu söylemesi için o kadar maaş da verilmemeli. Büyük düşünüyorum deyip eloğluna vereceğin parayı da büyük düşünürsen bir şeyler yanlış gidiyor deme hakkım da olur. Öyle olunca elin gezgin Hollandalısına elinin tersini göstermekten aciz kalırsın. İnisiyatifi ona terk edersin.
O’nun için sıkıntı yok. Nasıl olsa Mayıs 2012 ‘ye kadar maaş garanti. Sıkıysa, bir tarafların yiyorsa adamın 1 kuruşunu kes de öyle yolla bakalım. Tabii eğer kendisi “feragat ediyorum” derse halkın parasının bir kısmını o zaman kurtarırsın.
Duygusal milletin özü gözü olan milli takımının soyunma odasına tercümanla girersen onları ateşleme adına çok fazla bir şey bekleyemezsin. Üstelik kendi evinde şaşkına döndürür, yuhalatırsın.
Soyunma odasına girecek teknik direktör bu duygusal milletin değer yargılarına inanacak. İnanmazsa “çıkın sahaya onurunuzu kurtarın” derse önce kendi onurunu zedeler. Allah bilir, geldiği zaman bile başaracağına inanmıyordu.
Necip Fazıl Usta:
“Son gün olmasın dostum, çelengim top arabam
Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam”
derken bunu kastetmemiş olabilir ama duygusal milletin bu duygularını okumuş olduğundan tam inanmışları milletin yanında görmek istemiş olabilir.
Bu yazı 515 kere okundu.
|