|
Sevdiğim insanlara kızabilirdim; Sevmek bana mahzun durmayı öğretmeseydi!...
Yani, sevdiğim insanlara kızdığım zaman bu onları sevmediğim anlamına gelmez. Bu ülkenin bir takım uygulamasına çelişkisine kızıyoruz ama bu o’nu ölümüne çok sevmemize engel olmuyor.
Ülkemizde bir grup köylüye yapılan olumsuz uygulamada neyin ne olduğunu anlayıp dinlemeden hemen idam mangalarını kurduk. O insanlar büyük bir talihsizliğe maruz kaldılar belki ama bunu konuşurken akım derken bakım dedik. Onlar terörist değil masum (!) birer kaçakçıydılar denildi. Kaçakçılık ne kadar masumsa…
Sıkıysa buralarda kaçakçılık yap bakalım ne oluyor. Sosyo ekonomik politikalar, devlet ile terör örgütü arasında sıkışmış insanlar, işsizlik, çaresizlik, göç diye bir sürü mazeret de sıralandı. Bunları çoğaltmak da mümkün zaten.
Ama terörün kol gezdiği sahalarda bu şahısların ne işi vardı?
Bizim gençliğimizde TRT radyosunda her gece saat 23.00 ana haberlerinden sonra bir anons duyulurdu. Aklımıza da kazınmıştı. “Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesinden bildirilmiştir. Şu şu enlemlere, bu bu boylamlara girmek yasak ve tehlikelidir. Denizcilere ve balıkçılara duyurulur” diye… Hiçbir denizci ve balıkçı gemisi de şu enlemlere bu boylamlara girmezdi.
Bu olayda da tam bir tezgâh kokuyor.
Epey bir süredir beni hiçbir şey şaşırtmıyor.
Galiba 2005 yılında 1915 olaylarını inkâr etmek İsviçre’de de suç kabul edildi. Hatta, bildiğim kadarıyla milletvekili Sn. Yusuf Halaçoğlu TDK başkanıyken sırf bunu dile getirdiği için İsviçre’ye giremiyor. (Diplomatik skandal olmasın diye teşebbüs de etmiyor.) Ama beni şaşırtmayan bu devletimiz düne kadar tu kaka dediğimiz İsviçre’nin Dışişleri bakanını bugün bizim büyükelçilerimiz için düzenlenen konferansa konuşmacı olarak davet ediyor. Şimdide Paris büyükelçimiz Fransa Senatosunun kararına engel olmak için geri dönüyor. Dönecek zaten!...
Hiçbir şey şaşırtmıyor.
Geçen sezon da futbolcuların çatır çatır oynayıp kazandığı maçların ardından bir takım kişiler bazı dolaplar çevirdi diye ortalık karıştı. Sonra futbol federasyonu ne yaptı? “Şike serbest, yakalanma da ne yaparsan yap!… Yeter ki yakalanma…” mealinde bir karar aldı.
Bir takımın taraftarlarından başka herkes bir şeylerin döndüğünü biliyor ama niye bizimki yakalandı diye feryat figan ediyor. Ardında başka manalar arıyor. Şimdi de küme düşmeyi belirleyen 58. maddeyi kaldıralım mı kaldırmayalım mı diye Ocak ayı sonunda genel kurula sunacaklar. UEFA ‘da siz bu işi beceremeyeceksiniz dercesine gözlemci gönderecek.
Savcı “Bilmem kaç maçta şike var, bilmem kaç maçta şikeye teşebbüs ve suç unsuru var” dedi diye ne olur ne olmaz deyip play-off ’u icat ettiler. Takımın birini kurtarma yoluna gittiler. Gerçi yeni bir uygulama değil ama sanki birilerini gözeten bir karar oluşturuldu gibi…
Sevdiğim insanlara kızabilirdim, sevmek bana mahzun durmayı öğretmeseydi derken bunları kastediyorum. Bu ülkenin bazı icraatlarına kızsak da sevmeden yapamıyoruz.
Hatta özerklik diye tutturanlara bile “ayrılın öyleyse” deseniz bile buna rıza gösteremezler. Çünkü yeme içme yatma iş senden olsun ama senin huzurunu bozup bozmama kararı bana ait mantığındalar.
Ben yine de ülkemi çok seviyorum.
Bu yazı 540 kere okundu.
|