|
Yasak şeyler insana hep cazip gelmiştir. Bir konuyu yasaklarsan herkes üstüne gider, serbest bırakırsan dönüp bakan olmaz.
Bizim halkımızdan çok yasağı delmenin keyfini çıkaran halk yoktur. Viyana’nın en turistik meydanında sadece Türkçe “çimlere basmayınız” levhasının yer aldığı iddiasının başka izah tarzı yoktur. Bu bile bize bir şeyler anlatabilir.
Sigara içme yasağı sokaklara kül tablası muamelesi yapmamıza neden oldu. Kapalı mekânlarda sigara içme yasağı sokakları kirletme serbestliğine dönüştü.
Sosyal paylaşım siteleri olan facebooka, twittere bakarsanız bütün toplum kendisine “yanlış yapanları hayatından silmiştir”. Toplum “karşısındakinin söylediğine bakar laf mı diye ya da lafı söyleyene bakar insan mı diye” modundadır. Herkes filozofça yaklaşır ve kimsenin söylemediği lafları birilerine monte ederler. Yani duygusallık patlaması had safhada yaşanır.
Halbuki söylediğinin aksini yaşayan toplum aynen bu içinde yaşadığımız toplumdur.
Neyi anlatıyorduk nereye geldik.
Yasak değildi belki ama; Bir yıl önce ortalık anayasa bağırtısından geçilmiyordu. “Hadi yeni anayasa yapalım” diye ortaya çıkıldı, bir nevi serbest bırakıldı, şimdi anayasadan söz eden yok.
Acaba Soma’da kimler “Yeni anayasa konusunda benim de fikrim var” deyip TBMM Anayasa komisyonuna veya kamuoyuna görüşünü açıkladı. Nerde Soma’daki partiler, sendikalar, vakıflar, dernekler, sivil toplum örgütleri?
Herkes yakınır sızlanır ama iş icraata gelince yine herkes kaderine razı olmuş durumdadır. Toplumda insanlar birey oluşunu ağır abi gibi yaşar ama sürü psikolojisinden kurtulamaz.
Devlette bir laf vardır: “Devletin işi kalmaz” diye. Su akar yolunu bulur misali iş bir şekilde yürür. Devlet dairesindeki işler bankalardaki gibi tek tip olmadığından her kurum kendine özgü kurallar koyar. Hele bazı yerlerde makama atanan veya seçilen kişi kendi çalışma tarzını oluşturmaya çalışınca kurallar değişkenlik gösterir. Sırf bu yüzden siyasi baskı, şantaj, tehdit ve “sen benim kim olduğumu biliyor musun”, “Haritada yer beğen” ya da “Ben seninle uğraşmasını bilirim” mantığı özel sektörde değil devlet sektöründe gelişme göstermiştir.
Önemli olan makam sahiplerinin saltanattan sonra insan içinde aynı saygıyı görebilmesidir. İnsanın eller üstünde tutulduğu tek saltanat vakti musalla taşından kabre kadar olan kısmıdır. Çünkü sen de öleceksin, o da ölecek ben de öleceğim. Su içen de rakı içen de, hakça yaşayan da siyaseti kendine rant kapısı görenler de bu musalla tedrisatından geçecek. Her nefis ölümü tadacaktır diyen tek ve ulu kudretin hikmetinden sual olunmaz.
Onun için insanın aklını başına devşirmesi gerekir. Haklısın deyip birkaç dakika sonra eski tas eski hamama dönerse –ki kesinlikle böyle olur- filozofça yaşamak yerine paldır küldür yaşanır.
Sorunu çözmenin yolu sorunun üstüne üstüne korkmadan gidebilmektir. Askıya almak yerine adil bir çözüme kavuşturmak idarecinin lütfu değil görevidir. Bunun örneği yine tarihimizde vardır.
Konya isyanının ardından Konya ya gelen Atatürk sinirli ve üzgündür. Şehrin ileri gelenleriyle belediye salonunda konuşurken elindeki yanar sigarayı bir aralık iki parmağı arasına almış ve ateşi parmakları arasında ezerek söndürmüş ve şöyle demişti: “Ateş nerede çıkarsa çıksın, iki parmağımın arasında böyle ezeceğim.”
Bugün, o isyanı çıkaranları birkaç tane meczup hatırlarken, gençliğe hitabesi okullardan kaldırılmak için “şöyle bir yoklama çekilen” Mustafa Kemal işte bu yüzden bugünün büyük önderi olabilmiştir.
Bu yazı 430 kere okundu.
|