|
HAFTANIN SÖZÜ
Dünyada 3 çeşit insan vardır. İyiler, kötüler ve futbolcular. Oktay ÇABUK
Futbolun içinde en çok konuşulan ve tartışılan kişiler, maçı kazandıklarında çok sayıda dostu olan, kaybettiklerinde kendisinden başka kimsenin yanında olmadığı, gaddarca eleştirilen, kazandıkları para ile birçok kişi tarafından kıskanılan, her mağlubiyetten sonra gönderilmesi gündeme gelen futbolun hazır askerleri Antrenörler.
Dünyanın en demokratik mesleğidir antrenörlük, hangi yaş da olursan ol, hangi mesleği yapıyorsan yap mutlaka ama mutlaka antrenörlükten anlıyorsundur. Bu sözü söyleme nedenim ise Seep Piontek Türkiye den ayrılırken havalimanında son olarak şu cümleyi söylüyor, Türkiye de 70 milyon antrenör var .Bu cümle her şeyi anlatmaya yetiyor bence.
Haftanın ilk iş günü olan Pazartesi günleri mesainin başlaması ile iş yerlerinde saatlerce konuşulan, daima kulakları çınlatılan, kovulması gereken, ya da yanlış kadroyu sahayı sürerek mağlubiyeti hazırlayan biz antrenörler günün en önemli gündem konularını bir kenara bırakarak insanların deşarj olduğu veya daha da sinirlendiği kötü bir rol üstleniriz istemeden.
Antrenörlük aslında zor olduğu kadar çok zevkli ve keyifli bir iştir. Tabi o zevki yaşama fırsatı her zaman çok kısadır. Stres denilen şey olmazsa olmazımızdır. Hayatınız da tatmadığınız tatları tadarsınız, gezmediğiniz şehirleri, ülkeleri görme fırsatı yakalarsınız, dünyanın her yerinden edindiğiniz dostluklar, yaşadığınız duygu yoğunlukları ve daha anlatılamayacak kadar çok hazzı vardır bu işin. Kendimden örnek vereyim, mesela futbol sayesinde Türkiye nin birçok ilini ilçesini gezme ve görme fırsatı yakaladım, 5 yıldızlı otellerde kamp yapma fırsatım oldu, Türkiye nin dört bir yanında tanıdığım ve gittiğimde kapısını açacak dostlar edindim, insanlar tarafından tanınmak ve saygı duyulmak gerçekten anlatılması güç bir duygu. Hele o maçlarda yaşadıklarımız, bütün duyguları bir arada yaşıyoruz. Dakika 70 gol yiyor takımınız ve moraliniz bozuluyor. 80 de gol atıyorsunuz sevinç, kazanma arzusu, birden had safhaya çıkıyor, atak üstüne atak yapıyorsunuz artık bu maçı kazanacağınızı şampiyon olacağınızı hayal ediyorsunuz ve hiç olmadık bir pozisyonda topu kendi kalenizde görüyorsunuz. Dakika 85. maç oldu 2–1 mağlupsunuz, hamle yapmanız gerek, oyuncular sizin gözünüze bakıyor, ya binlerce taraftar, sizi yuhalıyor, istifanız isteniyor. Artık her şeyin bittiğini düşünüyor herkes. Kulübeye bakıyorsunuz hiçbir oyuncu gözünüze bakamıyor, işte bu duyguları yaşıyoruz, çok kısa anlarda. Maç devam ediyor ve bir bakıyorsun köşe atışı olmuş ve golü buluyorsun, maça denge gelmiş, taraftar birden yuhalamaya ara veriyor ve alkışlar ile 3,3,3, diye bağırarak, takımı ateşlemek istiyorlar, stat resmen sallanıyor. Az önce mağlup durumdayken kulübeye hüzünlü gözlerle bakan o futbolcular gol sevinçlerini kulübeye koşarak antrenörleriyle paylaşıyor. Dakika 90 işte bu karmaşıklık arasında 4. hakemin havaya kaldırmış olduğu tabeladan maçın son 3 dakikasının oynanacağını görüyorsun. Herkese göre son 3 dakika ama biz antrenörlere göre o 3 dakikanın anlamı çok farklı, önümüzdeki sezon gideceğimiz takımı ya da boşta kalmayı, kazanacağımız parayı, mevki yi, aile saadetimizi, yaşayacağımız duygular mutluluk mu hüzün mü, kovulmak ya da kahraman ilan edilmek, günlerce yediğin yemekten tat alamama, uykusuz geceler, medyada gaddarca eleştirilme, memleketinde seni bekleyen insanların gözündeki değer, ya sokaklarda yürüyemezsin ya da herkes seni öldürecek gibi bakar, tatil yapmak istersin gittiğin yerde kendini bilmez bir kişi bile tatilinizi zehir edebilir. Daha o kadar çok şeyler söylenebilir ki yazmaya sayfalar yetmez yaşadığımız duyguları. Uzatma dakikalarında bir gol oluyor ve takım galip gelmiş, şampiyon oluyorsunuz. Bambaşka bir dünya sizin için dönmeye başlıyor. Size kötü tezahürat yapan taraftarlarda, sizi sevmeyen insanlarda hemen yanınızda yer alıyorlar. İşte kısa zamanlar içerisinde yaşadığımız duygu farklılıkları. Tabi bu hazzı da anlatmak yine sayfalara sığmaz.
Herkesin bildiği antrenörlük mesleğim ile ilgili başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Çalıştırdığım bir takım ile her hafta sonları çıktığım maçları hiç kaçırmayan ve devamlı sohbet ettiğim bir doktor arkadaşım vardı. Maçlarımız bittikten sonra kendisiyle sohbet ettiğimiz günlerde lafı mutlaka benim çalıştırdığım takıma getirirdi ve bana önerilerde bulunurdu. Oktay hocam sen Ahmet in yerine başka birini koy, takımın sistemini değiştir, şöyle oynat bunu oynat diye telkinlerde bulunurdu. Bir gün benimde sabrımın sınırının zorlandığı gün, bende kendisine doktor bey siz işinize bakın dedim. Tabi bu cümlemden sonra hiddetli bir şekilde söylenmeye başladı. Bana hoca hoca ben yıllardan beri maç izliyorum, birçok oyuncuyu tanıyorum diyerek bu işten anladığını anlatmaya çalışıyordu kendince. Bende dayanamayıp kendisine doktor kardeşim bende 20 yıldan beri hastaneye gidiyorum birçok doktor tanıdığım var ama hala kalp ameliyatı yapamıyorum dedim. Bu cümleden sonra doktor beyin gözlerinin içine bakarak, bir iş bakarak öğrenilecek veya yapılacak olsa, trenlere kimlerin kondüktör olacağını söyledim. Kendisi bu konuşmamdan bazı mesajları aldı ve bana gülümseyerek haklısın dedi, bu konuşmamızdan sonra futbola bakış açısı ve yaklaşım tarzı çok daha iyi oldu. Televizyonun karşısında yorum yapmak çok kolay ama işin içine girildiğinde dibi görünmeyen karanlık bir kuyu olduğunu görürsünüz. Zirveye çıkmadan, zirve hakkında konuşmak ve yorum yapmak bizlere ve çevremizdekilere hiç bir şey kazandırmaz.
Sevgili spor dostları bu hafta sizlere, antrenörlerin yaşadıklarını bir nebze anlatmaya çalıştım. Çevrenizdeki antrenör arkadaşlarınıza selamlar olsun, haftaya görüşmek ümidiyle.
Bu yazı 927 kere okundu.
|