|
HAFTANIN SÖZÜ
KIYIDAN AYRILMA CESARETİ OLMAYANLAR, YENİ OKYANUSLAR KEŞFEDEMEZMİŞ.
Bu zamana kadar birçok yerde fair play kelimesi ile karşılaşmış veya kulağımızın içinden geçip gitmiştir. Ne anlama geldiğini veya ne ifade ettiğini düşünmek gibi bir kaygımız hiç olmamıştır. Spor yapanlar bu kelimeyi birçok kez duymuş olmasına rağmen kendilerinin nasıl bir tutum sergileyeceklerini bilmemektedir. Öncelikle fair play kelimesinin ne anlama geldiğini söyleyelim daha sonrada Türk sporcularının fair play i nasıl anladıklarına inceleyelim.
Fair play; Dürüst Oyun anlamını taşır. Fair-Play in tam anlamı ise etik üstü davranıştır. Etik davranış, her konuda kuralları dürüstlükle ve saygı ile uygulamak demektir. Fair-Play ise tüm bunların üstünde kişisel çıkarları ve hırsları bastırarak yaşamda üstün insan ruhunu ortaya koymaktır. Sevgi, dostluk, kardeşlik anlayışı olan Fair-Play in sınırı yoktur. Kısaca fair play bir davranış şeklidir. Kişinin; kazansın veya kaybetsin, rakibine gösterdiği saygıdır, hakemlere karşı saygısıdır, sportmence bir davranışıdır. Galibiyette alçakgönüllülük, mağlubiyette saygılı ve ağırbaşlılık göstermesi gereklidir.
Fair play in anlamını iyice kavradıktan sonra ülkemizde ne derece uygulandığını düşünmeye çalışalım. Şu anda oynanan futbol maçlarını bir gözümüzün önüne getirelim. Rakibini sakatlamaya yönelik hareket yapan oyuncular mı ararsın, rakibi dokunmadığı halde 3–5 takla atarak düşen oyuncular mı ararsın, hakemi dövecek gibi üstüne yürüyen mi ararsın. Taraftarlara ağır hakaretler içeren el kol hareketleri yapan oyuncumu ararsın, ya da maç bittikten sonra kameranın karşısına geçip eline mikrofonu alıp rakibe veya hakemi gaddarca eleştiren oyuncumu ararsın, hepsi mevcut ne yazık ki, hem sayıları yüzleri aştı, binlerle ölçülüyor ne yazık ki.
Türkiye de fair playı oyunculara anlatmakta biz eğitimciler gerçekten çok zorlanıyoruz. Bu eğitimler sporcular küçük yaşta iken verilmesi gerek ve öğretilmesi gerekmektedir. Tabi bunu öğretebilecek eğitimci bulmak da gerçekten kolay değil. Alt yapılarda çalışan antrenör arkadaşlarımız antrenmanlarda veya maçlarda oyuncuların duyacağı şekilde hakaret eder ise, oyuncuların gözü önünde hakeme saldırır veya rakibe saldırırsa oyuncularına nasıl bir örnek olacağını siz tahmin edebilirsiniz. Biz eğitimciler bu konuda ne kadar telkinde bulunursak bulunalım başarısız oluyoruz. Çünkü genç sporcular her zaman kendinden büyük ağabeylerini örnek alıyorlar. Televizyon karşısına geçip maç izleyen genç sporcular orada gördükleri olumsuz hareketleri kendisine idol olarak gördüğü oyuncunun yaptığını gördüğü zaman kendiside o davranışı yapmaktan hiç ama hiç çekinmiyor. Türkiye de izlenip örnek alınacak oyuncu sayısının yeterince az olması, dürüst oyuncuların idol olarak seçilmemesi ve Türkiye de popüler oyuncuların davranışlarına dikkat etmemesi fair play in genç oyunculara öğretilmesinde karşımıza büyük engel olarak çıkmaktadır. Şuanda Galatasaray da Arda veya Fenerbahçe den Emre, Beşiktaş tan Nihat, Trabzon spordan Umut bu oyuncuları kendisine idol olarak gören birçok genç oyuncu vardır mutlaka, bu oyuncuların yapmış olacağı her olumsuz davranış başka genç oyuncular tarafından kaydedildiğini unutmamaları gerekiyor.
Yıllarca alt yapılarda görev aldım ve almaktayım, bazı zamanlarda çalıştırdığım genç oyuncularda öyle olumsuz hareketler görmekteyim ki, bu oyuncu bu hareketi nereden gördü de yaptı diye düşündüğümde, bu olumsuz hareketi birkaç gün öncesinde bir televizyon programında saatlerce kaseti ileri geri alarak hareketi gösteren programların olduğunu fark ettim. Bizler ne kadar mücadele edersek edelim fair play ruhunu aşılamaya devam etmeliyiz.
Başımdan geçen trajik bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. 2003 yılında Gençlerbirliğin de çalıştığım dönemde paf takım oyuncuları ile TV de Galatasaray ın süper ligdeki bir maçını izliyorum. Yanımda yıllardan beri Bülent Korkmaz a karşı kin ve nefret duyan ve hırs yapan bir oyuncu ile maçı izliyor ve yorumluyoruz. Bana diyor ki Oktay hocam ben Bülent in hareketlerine çok gıcık oluyorum bir gün süper ligde oynar isem Bülent i sakatlayıp futbolu bırakmasını sağlıycam, kesin bir gün ona çift atlamak istiyorum diyor. Ben ise oğlum saçmalama nasıl böyle bir şey düşünürsün diye kendisine kızıyorum ve azarlıyorum. Ama ben ne yaparsam yapayım, ne dersem diyeyim o kafasına bir şekilde onu işlemiş ve yapmakta çok kararlıydı. Bunu da diğer bütün futbolcu arkadaşları biliyordu. Bu oyuncu sezon bitiminde süper lig takımlarının birine transfer oldu ve Galatasaray a karşı çıktığı ilk maçta biz Gençlerbirliği kulübünde TV odasını doldurduk ve o oyuncu ile Bülent Korkmaz ın karşılaşmasını izlemek için yerimizi aldık. Mevki itibari ile Bülent e uzak kalıyordu ama ondaki o kin ve nefret duygusu onun pozisyonunu değiştirmesine sebep olacağını düşünüyorduk. Bir pozisyonda hep hayalini kurduğu gibi Bülent i köşe atışına yakın bir yerde kıstırdı ve hayali olan çift atlamayı gerçekleştirdi. Bülent acı içinde kıvranıyordu ama bizim eski oyuncumuzun yerden kalkışını hala unutamıyorum, savaşı kazanmış bir savaşçı edasında hafif gülümseyerek, gördüğü sarı kartı göğsüne takılmış madalya edasında karşılayarak görev yerine dönüşü biz TV başında ki herkesi şok etmişti. O artık kendince hedefine ulaşmıştı, benim ona o kadar telkinim ise boşa gittiğini görmüş oldum.
Televizyonlar gerçekten fair play i gösterse, biz eğitimciler bunu anlatabilsek, yöneticiler bunu uygulayan sporcusunu ödüllendirseler, beden eğitimi öğretmenleri derslerinde bu konuyu işleseler, örnek oyuncular kendilerine çeki düzen verseler bu konuda gerçekten iyi bir yol kat edebileceğimizi düşünüyorum.
Bu yazı 1680 kere okundu.
|