|
HAFTANIN SÖZÜ
Taraftarlar aleyhinize tezahürat yapıyorlarsa bunu çok dert etmemek gerekir.
Ama yönetim aleyhine tezahürat yapıyorlarsa bavulunuzu toplama zamanınız gelmiştir "Sir Bobby Robson"
Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, birçoğumuzun futbol oynamaya başladığı ilk yer olarak hafızalarda kalır sokaklar. Kendimize taktığımız futbolcu lakapları ile tanınırdık o sokaklarda. Şöyle biraz 1990 lı yıllara gidip eski günlerimi düşünüyorum da, hafta sonları okulumuzun olmadığı günlerde yarım yamalak yaptığımız kahvaltı ile kendimizi heyecanla sokağa atardık. Ayağımızda özenle alınmış, futbol oynamak için en müsait ayakkabımız, üzerimizde ise ne olursa olsun fark etmez düşüncesi hâkim, diğer mahalleden gelecek rakibi beklerdik sabırsızlıkla, ya onların mahallesinde maç yapardık ya da bizim mahallemizde müsait bir yeşil alan vardı orada oynardık.
Şimdilerde ise şöyle bir çevreme bakıyorum da ne sokak futbolu kaldı nede saatlerce süren mahalle maçları. Belki eski günlerdeki gibi top oynayacak çocuk çok ama eskilerdeki yeşil alanlar olmuş beton yığını. Mahalle araları asfaltlanmış ya da döşeme taş ile güzelce döşenmiş. Benim çocukluğumun ve futbolun alt yapısını öğrendiğim mahallemde ise bulunan yeşil alanın yerinde ise Altıntaş ilköğretim okulu olmuş. Birçok kez yanından geçmek zorunda kaldığım günlerde okula bakıyorum ve kazandığımız mahalle maçları gelir aklıma ya da mağlup olup maçın değerlendirmesini yaptığımız zeytin ağacını arar gözlerim. Derin bir nefes aldıktan sonra şükrederim halime. Neden mi: Bizler gerçekten çok şanslı bir dönemin futbolcularıymışız, top oynayacak bir mahallemiz vardı. Kazandığımızda evlerimize koşarak giderdik ve annemizin elleriyle hazırladığı birkaç dilim salçalı ekmek ile koşar adım dönerdik tekrar futbol sahamıza. Birçok futbolcu gibi bende mahallede top oynarken keşfedilen bir futbolcuyum. Mahallede gösterilen performans mutlaka mahalledeki top oynayan diğer ağabeyler tarafından dikkatle takip edilir ve maçlardan sonra eğer beğenilmişsen mutlaka bir kulübe seni yönlendirirlerdi.
Süper ligde birçok maçını hayranlıkla izlediğim ve bir dönem Fenerbahçe forması da giymiş olan şuanda süper lig takımlarından Beşiktaş ta futbol oynayan Yusuf Şimşek i bilmeyeniniz yoktur herhalde. Onu izlerken en çok dikkatimi çeken özelliği, yürürken bile çalım atabiliyor olmasıdır. Ayak bileğine olan hâkimiyeti ve rakip oyuncu ile karşılaştığında soğukkanlı tavrı ile onu çalımlaması beni gerçekten çok etkilemişti. Günlerden birinde Antrenörlüğümün ilk yıllarında kendisi ile sohbet etme fırsatı buldum ve ilk olarak kendisine en çok merak ettiğim soruyu yönelttim. Yusuf abi, bu kadar rahat çalım atmayı nasıl öğrendin ve ne tür antrenmanlar yaptın diye sordum kendisine. Kendisi ise bana Oktay hocam bu çalımları öğrenmek için ne antrenman yaptım nede alt yapıda bana öğreten oldu, bu özelliğimi çocukluk yıllarımda sokaklarda oynamış olduğum mahalle maçlarına borçluyum dedi. Biraz şaşırmış olmuş olsam da kendisi konuşmasına devam ederek çocukluk yıllarından bahsetmeye başladı, yazın sabah 10–11 gibi dışarıya çıkardım ve akşam hava kararıncaya kadar bir günde 7–8 tane mahalle maçı yapardım dedi. İşte o zaman daha çok anlamıştım sokak futbolunun faydasını. Milli takıma kadar yükselmesini sokaklarda oynadığı mahalle maçlarına borçluydu.
Ülkemizde son zamanlar da futbolun kalitesinin eskilere göre daha da düştüğü söylenmekte. Yeşil alanların yerine çok katlı binalar dikilmeye devam ettiği sürece sokaklarda futbol oynamanın imkânsız hale gelmesi ile daha çok kalitesiz futbol maçları izleriz diye düşünüyorum. Brezilya gibi bir ülkenin her yerinde futbol oynayan çocuklar görmek mümkün ve futbol da dünyanın bir numarası olmaları tesadüf değildir.
Federasyon bu konu ile çok yakından ilgileniyor. Yapmış olduğu projeler ve çalışmalar gerçekten sokak futbolunu canlandırmaya yönelik ama projeler bir gün bitecek. Futbolun gerçek altyapısı olan sokaklar umarım bir gün tekrar canlanır…
Bu yazı 1008 kere okundu.
|